İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Ankara 12 Eylül Davası, 11.Celse

T.C.
ANKARA
12. AĞIR CEZA MAHKEMESİ

DURUŞMA TUTANAĞI
DOSYA NO : 2012/3 Esas
DURUŞMA TARİHİ : 22/11/2012
CELSE NO : 11.
BAŞKAN : SÜLEYMAN İNCE 33990
KATİP : TARIK BAŞKURT 136018

Mahkememizin 2012/3 Esas sayılı dava dosyasının 22/11/2012 günlü duruşmasında ses ve görüntü sistemi ile kayıt alınan kısmının aşağıda ki şekilde çözümü yapılmıştır.

Sanık Ahmet Kenan Evren’e soru sorma işlemine ilişkin;

Av. Hasan Ürel söz alarak; “efendim benim Sayın Evren’e sanık Kenan Evren’e sorularım olacak. Öncelikle şöyle başlayayım. Sayın Evren beni duyuyormusunuz? Şimdi efendim tabi 12 Eylül öncesinde ki anarşi ve terör tekrar etmeye gerek yok. Yani o günleri hepimiz yaşadık. Ben de o dönemlerde avukatlık yaptım. Her gün yüzlerce ve onlarca insan öldürüyordu. Artık gazete sayfalarında öldürülen insanların isimleri de değil sayıları yer alıyordu ve daha sonra tabi bu giderek arttı. Bu kez tabi gazetecileri, öğretim üyelerini, üniversite hocalarını, ve hatta bürokratları, milletvekillerini, bakanları ve hatta biliyorsunuz Başbakanları hedef aldı ve eski Başbakanlardan Nihat Erim öldürüldü. Ve bu arada biliyorsunuz Milliyet Gazetesi başyazarı gazeteci Abdi İpekçi öldürüldü ve sanıyorum siz o zaman Genel Kurmay Başkanı idiniz. Şimdi Abdi İpekçi’yi tanıyorsunuz. Abdi İpekçi ile ilgili verdiğiniz demeçler var. Dediniz ki; Üzüldüm. Abdi İpekçi olayı ile ilgili verdiğiniz demeçte basında yer alan demeçte üzüldüm dediniz. Ben bundan şunu çıkarıyorum. Abdi İpekçi’yi hepimiz biliyoruz. Abdi İpekçi diyalogtan yana uzlaşmadan yana ve 12 Eylül öncesinde ki giden bu karanlık döneme işaret etmiş yazılarıyla, makaleleriyle, röportajlarıyla buna işaret etmiş bir aydın ve ılımlı bir kişiliği var. Ve çok daha önemlisi diyalogtan yana. Yani siyasi partiler arasında, siyasal eğilimler arasında bir diyalog kurulması ve bu karanlık gidişin bu anarşi ve terör ortamının hep birlikte önlenmesi doğrultusunda adeta çığlık atmış bir yazar. İnanıyorum ki siz de onun görüşlerini o zaman okuyordunuz. Ve o görüşlere katılıyordunuz. Yoksa üzüldüm demezdiniz. Ve biliyorsunuz o gazeteci de terörün kurbanı oldu. Öldürüldü. Bununla kalmadı katili mahkum oldu. Mahkum olan katil Mehmet Ali Ağca Maltepe Askeri Ceza Evinden İstanbul da asker elbisesi giydirilerek kaçırıldı. Ve ondan sonra ki süreci de biliyorsunuz. Şimdi benim sorum şu; yani şunu kabul etmek lazım. Gayet tabii ortada bir anarşi ve terör vardı. Devlet otoritesi de zayıflamıştı. Yani olayları anlatmayayım. Yani Maraş olayları….şimdi sorum şu benim; Abdi İpekçi’nin öldürülmesine üzüldüğünüzü söylediniz. Nedir bu üzüntünüzün nedeni? Bunu sormak istiyorum. Öncelikle. Cevap vermek istermisiniz?

Sanık; “Hayır efendim. Cevap yok”

Av. Hasan Ürel; “şöyle bir şey söylemek isterim. Yani dünden beri de böyle bir karar alınmış. Cevap vermiyorsunuz. Ben avukatınız ile de konuştum. Cevap vermeme iradesine saygı duyarım. Böyle bir taktire de saygı duyarım. Fakat sorulan sorular içinde sizi tahkir eden ve hatta dava ile ilgisi olmayan sorular bulunması nedeniyle böyle bir karar almış olabilirsiniz. Fakat bu soruların hepsi böyle değil. Dikkat ederseniz dün Mahkeme Heyetinin sorduğu sorular da dahil olmak üzere özellikle Mahkeme Heyetinin sorduğu sorular, sizin savunmanız açısından yararlı olabilecek sorular. Yani böyle bir ön karar alıp ben bu soruların hiç birine cevap vermeyeceğim şeklinde bir kararın savunmanıza yararlı olup olmayacağını bir kez daha gözden geçirmeniz gerekir diye düşünüyorum. Siz bir komutansınız. Strateji ve taktik biliyorsunuz. Savunma da bir stratejidir. Yani şimdi burada sizin lehinize olacak ve ben inanıyorum ki Abdi İpekçi ile ilgili sorulara cevap veresiniz bana. Ama böyle bir ilke kararı almışsınız. Ve diyorsunuz ki; ben hiç bir soruya cevap vermeyeceğim. Siz Abdi İpekçi’yi tanıyorsunuz ve ben inanıyorum ki görüşlerine yakınlık da duydunuz. Dolayısıyla isterseniz Mahkemeden süre alalım. Bir takrir’i müzakere yapın. Yani bazı sorulara cevap verilebilir. Bazı sorulara cevap verilmeyebilir. Yani bunu gözden geçirmenizde ne zarar var? Anlatabiliyormuyum yani ben 35 yıllık bir avukat olarak söylüyorum. Yani her soruya cevap vermek zorunda değilsiniz. Fakat kee’llen yekün bütün sorulara cevap vermeyeceğim şeklinde ki kararın savunma stratejisine uygun düşmediği inancındayım. İsterseniz Mahkeme ye talepte bulunayım ben. Bir süre alalım. Bir kere daha takrir’i müzakere yapın. Öyle sorular vardır ki cevap verirsiniz, öyle sorular vardır ki bu sorular sizi tahkir eden yada Mahkeme yada dava dosyası ile ilgisi olmayan sorulardır. Onlara da cevap vermezsiniz. Niçin böyle bir takrir’i müzakere yapmayı düşünürmüsünüz? Böyle bir takrir’i müzakere yapmayı düşünürmüsünüz? “

Sanık müdafi söz alarak; “Sayın Başkan tabi bu taraf sorgusundan çıktı. Dolayısıyla bunlar müvekkilimin açık iradesine müdahalelerdir. Çok net bir şekilde vermeyeceğim dedi. Sorularınızı sorun. Niye baskı yapıyorsunuz ki? Bunlar soru değil. Bunlar yönlendirme. “

Av. Hasan Ürel söz alarak; “Nasıl yönlendirme. Sanık aklı başında bir insan değilmi? Değilmi ama niye yönlendirelim?”

Mahkeme Başkanı; “Siz sorularınıza devam edin. Bunu da bir soru olarak ben algıladım. Siz diğer sorularınıza geçebilirsiniz.”

Av. Hasan Ürel’in sorularına devam olundu.

Av. Hasan Ürel söz alarak; “ne diyorsunuz Sayın Evren. Siz bir düşünün bunu. Siz komutansınız, devlet başkanlığı yaptınız. Benim sorduğum soruda lehinize olan bir şey varsa niye cevap vermeyesiniz? Lütfen bir düşünün. Bir kere daha soruyorum size.”

Mahkeme Başkanı; “Avukat Bey. Dün gereken bölümlerde müdahale yapıldı sanık tarafından. Siz devam edebilirsiniz. Buyrun. Cevap vermek istediği yerde müdahale edebiliyor sanık. Buyrun”
Av. Hasan Ürel söz alarak; “Peki o zaman ben sorularıma devam edeyim. Yönetime el koyduktan sonra ölümünden üzüntü duyduğunuz Abdi İpekçi cinayetini soruşturma gereği duydunuzmu? “

Sanık; “Cevap yok”

Av. Hasan Ürel; “Katilin Kartal Maltepe Askeri Ceza Evinden asker elbisesi ile kaçırılması olayında İstanbul Sıkı Yönetim Komutanının yada Kartal Maltepe Askeri Ceza Evi yetkililerinin sorumlu olduğunu düşündünüzmü?
Sanık; “Cevap yok”

Av. Hasan Ürel; “İddianamede yer verilen ve sizin talimatınızla İstanbul Sıkı Yönetim ve 1.Ordu Komutanı Necdet Üruğ tarafından hazırlanıp uygulamaya konulan 1980 tarihli Bayrak Harekat Direktifinde yer alan darbe öncesi ortamın hazırlanmasında bu Abdi İpekçi cinayetinin bir katkısı olmuş olabilirmi?

Sanık; “Cevap yok”

Av. Hasan Ürel; “12 Eylül’ün hemen öncesinde bir çok aydını hedef alan bu cinayetlerin ülkenin kaos ve çatışmaya sürüklenerek yönetilmez hale getirilmesini isteyen güçler tarafından planlandığını düşünürmüsünüz? Böyle bir sonuca varılabilirmi? Toplumda yaygın bir güvensizlik duygusu yaratmışmıdır bu cinayetler? Bunlar demokrasinin askıya alınması için siyasi yada psikolojik bir ortamı olgunlaştırmış ve ordunun tek kurtarıcı olduğu fikrinin böylece yerleşmesi amaçlanmış olabilirmi? İpekçi cinayeti olayında bu cinayetin işlenmesi ve sonra katilin kaçırılması basit bir kaçırılma olayı olarak görülebilirmi sizce? Ne dersiniz? Sayın Evren beni duyuyorsunuz değilmi?

Sanık; “Duyuyorum.”

Av. Hasan Ürel; “Peki bu devlet içinde bir çete tarafından işlenmiş bir cinayet olduğunu düşünürmüsünüz? Bu Abdi İpekçi cinayetinin.”

Sanık; “Cevap yok efendim”

Av. Hasan Ürel; “Peki bir kaç soru da Doğan Öz ile ilgili sormak isterim. Biliyorsunuz Ankara C.savcısıdır Doğan Öz ve 1978 de ki siz yine o zaman Genel Kurmay Başkanı idiniz. Sanıyorum. Evinin önünde öldürüldü. Ankara C.savcısı ve bir iddianame hazırladığı sırada öldürüldü ve o dönemde dönemin Başbakanı Bülent Ecevit’e de bir rapor vermişti. O rapor dosyanın içinde var. Orada çok açık bir biçimde diyor ki; “Demokrasiyi askıya almak isteyen güçler faaliyettedir ve Devletin içinde Özel Kuvvetler Komutanlığı ve Özel Harp Dairesi adına işlem gören yasa dışı unsurlar vardır. Ve 12 Eylül öncesinde ki bu anarşi ve terör ortamının yaratılmasında bu yasa dışı örgütlerin katkısı vardır. Bunlar sağ örgütlere de sol örgütlere de silah sağlayarak ülkede bir anarşi ortamı yaratmaya çabalamaktadırlar. Başarılı olmaktadırlar. ” diyor. Böyle bir rapordan haberiniz varmı? Varmı efendim böyle bir rapordan haberiniz? Var veya yok deyin bunda bir şey yok ki. Evet Doğan Öz’ün öldürülmesinde bu Özel Harp Dairesi ve Özel Kuvvetler Komutanlığının bir katkısı olabilirmi? Başka bir şeyi daha sormak isterim. Devlet Başkanı olduğunuz dönemde bu cinayetlere karışan ve cinayetlerden mahkum olan pek çok hükümlü yada arama kararı bulunan insanlar vardı. Bunlardan bir ekibi söyleyeyim mi size. Abdullah Çatlı ve ekibi. Bunlar Ermeni terör örgütü Asala’ya karşı yapılan mücadelede kullanılmıştır diye iddialar var. Devletin menfaatlerini korumak adına bu tür çalışmalar için Milli Güvenlik Konseyinde bir görüşme oldumu? Bunun karşılığında ilgili kişilerin haklarında açılacak soruşturmalardan kurtulacağı yada hüküm verilenlerin infazının durdurulacağı doğrultusunda bir teminat verilmiş olabilirmi? Doğan Öz’ün katilliği suçlamasıyla yargılanan İbrahim Çiftçi hakkında Askeri Mahkemece Yerel Askeri Mahkeme dört kez idam kararı verdi. Fakat bu karar Askeri Yargıtay Daireler Kurulunca her seferinde bozuldu. Dosyanın içine sundum ben. Bir yazı var. Askeri Adalet İşleri Başkanı Hakim Tuğgeneral Fahrettin Kibritçioğlu yazmış. Sizin döneminizde yazılmış bir yazı. 1983 tarihinde ve Fahrettin Kibritçioğlu sanık avukatlarının kendisine gönderdikleri bir yazıyı bir üst yazı ile Askeri Yargıtay Başsavcılığına göndermiş. Böyle bir yazı gönderilmesi sizce usule uygunmu? Yani bir İdari makamın daha doğrusu Askeri Yargıtay Daireler Kurulunda dosya görüşülür iken Yargıtay Başsavcılığına böyle bir yazı gönderilmesi usule uygunmu? Değil. Yok. Cevap yok diyorsunuz.

Sanık; “yok”

Av. Hasan Ürel; “Böyle bir yazı askeri yetkili tarafından gönderilmiş ise; bu acaba Yargı makamı üzerinde etkili olmuş olabilirmi? Bütün yetkilerin askerlerde toplandığı öyle bir dönemde. Yani yönetime askerlerin el koyduğu öyle bir dönemde. Bir askeri yetkilinin Askeri Yargıtay Başsavcılığına böyle bir yazı yazması Mahkemeyi etkilemiş olabilirmi? Ayrıca gene Askeri Mahkemenin idam hükmünden sonra yine avukatlar tarafından Başbakan Bülent Ulusu’ya hitaben yazılan bir dilekçe Büyükelçi Üstün Dinçmen’e teslim edilmiş. Üstün Dinçmen de bunu gene Askeri Yargıtay’a iletmiş. Böyle bir usul varmı? Doğrumu ? Böyle bir usul ile gönderilen yazının Askeri Yargıtay üzerinde etkisi olmuşmudur? Sonuç olarak Doğan Öz’ün de öldürülmesinden önce işaret ettiği gibi gizli örgütlerin yönlendirmesi ile ve bu örgütlerin devlet aygıtını geniş ölçüde kendi amaçlarına uygun şekle dönüştürerek demokrasi dışı akımları iktidar yapmayı öngörmüş olabilirlermi? Bide efendim bir sorum var. Mustafa Asım Hayrullahoğlu ile ilgili. Mustafa Asım Hayrullahoğlu’nu tanımazsınız. Çünkü İstanbul da İstanbul Emniyetinde Gayrettepe de işkence sonucu ölmüş bir insan. Ben bunu şunun için söylüyorum. Bu ölüm olayı Yargıya intikal etmiş. Sanıklar polis sanıklar yargılanmış. Ölümde şöyle olmuş. Bu göz altına alınan kimse yani maktül Emniyet Müdürlüğünde ölmüş. Polisler bunu alıp askeri bir hastahaneye götürmüşler. Haydarpaşa Askeri Hastahanesine sanıyorum. Dosyada var. Orada doktora demişler ki bir rapor yaz. Şeker koması vardı falan diye. Doktor namuslu bir insan. Oturup demiş ki bana getirildiğinde ölü idi. Diye bir rapor var. Bununla da yetinmemiş. Bir ölü muayene tutanağı yapmış. O da dosyaya sundum. Gerçekten büyük yaralar bereler var üstünde. Yani bir insanın bir kaç gün içinde bir haftada bu hale getirilmesi nasıl olmuş. İnsan yani ölü muayene tutanağını okumak zor. Sizde bir insansınız. Babasınız. Şimdi şunu sormak isterim. Bu polisler yargılandılar. Mahkum oldular. İşkence ve fena muamele suçundan mahkum oldular. 12 şer yıl 13 er yıl hapis cezası aldılar. Askeri Yargıtay’a geldi dosya. Askeri Yargıtay dosyayı bozdu. Tamam buraya kadar normal. İstanbul da bu Yerel Mahkeme ilk kararı veren Yerel Mahkeme de ki görevli Hakimlerden Hakim Yüzbaşı Naci Gürkan ve Nuh Çetinkaya görevden alındı. Görev yerleri değiştirildi. Ve yeni oluşturulan heyet konuyu yeniden Adli Tıpa gönderdi. Adli Tıp eski raporunu yani işkence ve fena muamele raporunu değiştirdi. Ve işkence sonucu ölüp ölmediği kesin değildir diye muallak bir rapor verdi. Ve bütün bunlarda askeri yetkililerin güvenlik kuvvetlerinin şevkini kırmayalım. Şimdi siz bütün konuşmalarınızda buna yer verdiniz. Muş ta konuştunuz. Yani ben söylüyorum. Ben o dönemleri yaşadım. Ben avukattım o zaman. Yani daha yeni başlamış bir avukattım. Muş ta konuştunuz. Diyarbakır da konuştunuz. Bir çok yerde Balıkesir de konuştunuz. Dediniz ki güvenlik kuvvetlerinin şevkini kırmayalım. Acaba bu mahkumiyet kararı İstanbul da verilmiş bu mahkumiyet kararı güvenlik kuvvetlerinin tüm Türkiye de ki güvenlik kuvvetlerinin şevkini kırmasın diye Yargıtay tarafından askeri yetkililerin katkısıyla yada etkisiyle bozulmuş olabilirmi? Bilmiyorsunuz? “

Sanık; “Cevap yok”

Av. Hasan Ürel; “Size ulaşmamış olabilir. Ama benim sorum şu. Böyle bir şey düşünülemezmi? Bu hakimlerin değiştirilmesinde ve Adli Tıp raporunun değiştirilmesinde İstanbul Sıkı Yönetim Komutanı o dönemin İstanbul Sıkı Yönetim Komutanı Necdet Üruğ’un etkisi olabilirmi? Necdet Üruğ’un etkisi olabilirmi? Görevden alma yetkisi onun çünkü biliyorsunuz Sıkı Yönetim Mahkemelerinde ki Hakimleri görevden alma yetkisi Sıkı Yönetim Komutanınındır değilmi? Hakimleri kim görevden alabilir? Mahkemede ki Hakimi? Peki göz altı birimlerinde ve ceza evlerinde var olan işkence iddiaları konseyde konuşuldumu? Siz bu iddialar ile ilgili yetkili merciilerden soruşturma yapılması emrini verdinizmi? İşkence yapılmasıyla ilgili iddialarla ilgili soruşturma yapılması emrini verdinizmi? Görev yaptığınız dönemde gerek Emniyette sorgu sırasında ve gerek ise de; ceza evinde vuku bulan ölüm olayları nedeniyle ki söylendi sayısı epey fazla olan 191 civarında insanın ceza evinde ve Emniyette öldürüldüğü konusunda soruşturmalar var. Fakat bunlardan hemen hemen hiç mahkumiyet kararı çıkmamasının verilmemesini gene askeri yetkililerinin güvenlik kuvvetlerini koruma güdüsüne bağlamak mümkünmüdür?

Sanık sorulan sorulara cevap vermedi.

Av. Yücel Bulut söz alarak; ” Milliyetçi Hareket Partisi vekili Av. Yücel Bulut. 1 Ekim 1978 tarihindeMilliyetçi Hareket Partisi Genel İdare Kurulu tarafından alınan bir karar üzerine; “Vatanın bütünlüğünü tehdit eden tehlikelere karşı Anayasa’daki esaslara uygun olarak Sıkıyönetim ilan edilmesi” yönünde kamuoyuna çağrı yapılmıştı. Sıkı Yönetim taleplerini içeren bu çağrı üzerine MHP yöneticileri hakkında Sıkı Yönetim Mahkemelerinde Askeri İhtilale Teşvik suçlaması ile dava açılmıştır. İddianamenin 58 ve 59. Sayfalarında geçen ifadelerden de Süleyman Demirel ve Bülent Ecevit’in de sıkı yönetimin genişletilmesi ve anarşinin önlenmesi konusunda ki arayışlarına şahsınız tarafından olumsuz yanıt verildiği anlaşılmaktadır. Bu gün itibarıyla MHP’nin 01 Ekim 1978 tarihinde Anayasal çerçevede sıkı yönetim talep etmiş olmasını ve bu talepten dolayı Sıkı Yönetim Mahkemelerinde MHP Yöneticileri hakkında dava açılmasını nasıl yorumlamaktasınız? 30 Haziran 1979 tarihinde Milliyetçi Hareket Partisi Genel Merkezi ve aynı binada ki MİSK Eğitim Merkezine bombalı ve silahlı saldırı düzenlenmiş, bu saldırı esnasında Ali Alper Demir ve Ömer Yüce isimli iki partili hayatını kaybetmiştir. Bahçelievler Polis Karakoluna 50 mt mesafede ki MHP Genel Merkezinin bombalanması ve taranması olayına karıştıkları iddiasıyla 15 Emniyet görevlisi ve bir polis okulu öğrencisi tutuklanmıştır. Olay sonrasında başta CHP Genel Başkanı Bülent Ecevit ve İç İşleri Bakanı Hasan Fehmi Güneş olmak üzere bütün siyasiler kınama mesajı yayınlamış iken; şahsınız MHP’nin kınama mesajını “dinime dahl eden müslüman olsa” şeklinde değerlendirmiştir. 12 Eylül Askeri Müdahalesine giden süreçte yaşanan bu provakasyonlara tepki göstermekten imtina etme gerekçeniz nedir? Bu provakasyonları sizi iktidara taşıyacak sinsi bir planın yapı taşları olarak gördüğünüz için mi kınama gereği duymadınız? 12 Eylül Askeri Müdahalesi Bayrak Harekat Planı çerçevesinde gece saat 4’te başlamış ve de şahsınız tarafından ülke yönetimine el konulmuştur. Askeri müdahale bir plan çerçevesinde gece saat 4’te başlamış olmasına rağmen Milliyetçi Hareket Partisi Genel Merkezi askeri müdahale başlamadan 3 saat önce özel oluşturulmuş timler tarafından basılmış ve aranmaya başlanmıştır. Milliyetçi Hareket Partisinin bulunduğu Ankara Bahçelievler semtinde 3.Cadde de tanklar görülmüş MHP Genel Merkezinin elektriklerinin kesilmesi sonrasında arama başlatılmıştır. Nitekim şahsınız tarafından göreve getirilmiş bulunan Sıkı Yönetim Komutanı Recep Ergun’da bu usulsüz arama işlemine ilişkin olarak 10 Ekim 1980 tarihine kadar Sıkı Yönetim Komutanlıklarının 1402 Sayılı Kanun gereği Siyasi Partiler hakkında soruşturma açma yetkisi yoktu. Askeri Savcı Nurettin Soyer’in MHP Genel Merkezinde araştırma yapması kanuna aykırıdır. “MHP’nin aranması sırasında Alparslan Türkeş’in kasasından çıkan belgeleri gördüğüm iddiası hilaf-ı hakikattır.” şeklinde beyanda bulunmaktadır. Askeri müdahaleye saatler kala bir Askeri Savcının kendi insiyatifi ile bir Siyasi Parti Genel Merkezini basması ve arama başlatması ihtimal dışı olduğuna göre kendisine şahsınız tarafından verilmiş böyle bir emir varmıdır? Şahsınız böyle bir emir vermemiş ise; bu usulsüz ve yasa dışı arama faaliyetine ilişkin olarak her hangi bir soruşturma açılmasını talep ettiniz mi? Ya da bu konuda size intikal eden bir bilgi oldumu? Haydar Saltık Başkanlığında kurdurduğunuzu iddia ettiğiniz ekibin her hangi bir mensubu bu arama faaliyetlerine ilişkin bir emir yada talimat vermiş midir? Ya da arama faaliyetlerini yönlendirmiş midir? MHP hakkında soruşturma ve kovuşturma açılması konusunda Milli Güvenlik Konseyi nasıl bir karar alma süreci gerçekleştirmiştir? Milli Güvenlik Konseyinin MHP’ye soruşturma açılması konusunda olumsuz kanaate sahip yani soruşturma açılmasına karşı olan üyelerini sizin ikna ettiğiniz iddia edilmektedir. Bu iddia doğru mudur? Süreç nasıl ve ne şekilde işlemiştir? MGK’da MHP’ye soruşturma açılması konusunda görüş bildiren olmuş mudur? Varsa kimlerdir? Siyasi partilerin kapatılması konusunda yetkili ve görevli organlar mevcut iken; demokratik düzene geçiş sonrasında bu organlar eli ile gerek görülürse kapatma davalarının açılmasını beklemek yerine 52 nolu MGK kararı ile faaliyetleri durdurulmuş olan siyasi partileri kapatmanızın sebebi nedir? İddia edildiği gibi demokratik düzene geçiş sonrasında açılacak kapatma davalarında ileri sürülecek olan hususların askeri müdahalenizin meşruiyetini tartışmaya açacağı endişesi ile mi hareket ettiniz? Askeri müdahale sonrasında açılan MHP ve Ülkücü kuruluşlar davasında MHP Genel Başkanı merhum Alparslan Türkeş’in ceza alması konusunda özellikle ısrarcı olduğunuz ve yargı organlarına bu konuda tavsiye ve telkinlerde bulunduğunuz zaman zaman dile getirilmektedir. Bu iddia doğru mudur? Askeri müdahalenin lideri ve bir süreliğine de olsa tek söz sahibi olarak askeri müdahalenin hemen sonrasında MHP ve mensupları hakkında sapık fikir sahipleri, şer cephesi gibi ithamlarda bulundunuz. Her fırsatta hesap vereceklerini duyurdunuz. MHP hakkında soruşturma devam eder iken; yapmış olduğunuz bu açıklamaların bağımsızlığı bu gün bile tartışmalı olan Sıkı Yönetim Mahkemelerini etki altına almak anlamına geleceğini düşünmediniz mi? Açık bir şekilde bazı siyasi kadroları hedef göstermeniz sonrasında bu siyasi kadrolar hakkında yapılan yargılamaların adil olduğuna inanıyor musunuz? 31 Mayıs 1990 tarihinde Milliyet Gazetesinde yayınlanan röportajınızda Bülent Ecevit hakkında ; ” Biz onu Savcılığa verdik. Beraat etti. Yok tu zaten bir şey. Ama biz onu mahsustan verdik.” şeklinde beyanlarınız yer almıştır. Darbe öncesinde ve sonrasında bu şekilde mahsustan yaptığınız başka eylemleriniz varmıdır? 12 Eylül öncesi olaylara mahsustan mı seyirci kaldınız? Bir çok gencin idam kararını mahsustan mı onayladınız? Mahsustan mı işkenceleri görmezden geldiniz? Milliyet Gazetesi köşe yazarı Can Dündar; 12 Eylül 1980 İhtilali sonrasında Milli Güvenlik Konseyi kararı ile idam edilen Mustafa Pehlivanoğlu hakkında kaleme aldığı köşe yazısında; “Mustafa Pehlivanoğlu’nu yakalayan Polis Şefi Dürüst Oktay’a Pehlivanoğlu hakkında ki iddiaları ortak bir dostları aracılığıyla sorduğunu cevaben özetle; delilleri inceledikten sonra Mustafa Pehlivanoğlu’nun suçsuzluğuna ikna olduğunu, Sıkı Yönetim Savcısına bu çocuğu kurtaralım dediğini, Sıkı Yönetim Savcısının da kendisinin de çok uğraşmalarına rağmen güçlerinin yetmediğini söylediğini” ifade etmiştir. Yıllar sonra gelen bu ve buna benzer itiraflar idamlarını tastik ederek idamlarına sebep olduğunuz gençleri hatırlamanıza ve pişmanlık duymanıza neden olmakta mıdır? Tarafınızca da bilindiği gibi Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve Gümrük ve Tekel Eski Bakanı Gün Sazak askeri müdahaleden kısa bir zaman önce 27 Mayıs 1980 tarihinde uğramış olduğu silahlı saldırı sonucunda hayatını kaybetmiştir. Tekel Eski Genel Müdürü Esat Güçyan; kamu oyuna mal olan beyanlarında “Gün Beyin koruması vardı. Fakat alınmıştı. Ben kendisini ziyarete gittiğimde hiç bir güvenlik görevlisi görmeyince rahatsız oldum. Bunu kendisine de ifade ettim. Gün Bey korumanın geri çekildiğini, ancak müdahale etmemi istedi. Ben buna rağmen Ankara Valisi Vecdi Gönül’e gidip Gün Beyin korumasının alındığını ve yerine kimsenin görevlendirilmediğini söyledim. Ve kendilerinden şahsi ilgilerini istirham ettim. Fakat o zaman Sıkı Yönetim var. Ve Ankara Sıkı Yönetim Komutanı Korgenaral Nihat Özer. Vecdi Bey korumayı Sıkı Yönetim Komutanının kaldırdığını, Vali olarak re’sen koruma veremeyeceğini, ancak partinin Sıkı Yönetim Komutanına resmi yazı yazarak koruma isteyebileceğini söyledi. Bu durumu Gün Bey’e aktardım. Allah’ın taktiri ne ise o olur. İnsanları bekçiler değil Allah korur dedi.” şeklinde bildiklerini anlatmaktadır. Gün Sazak’ın uğramış olduğu silahlı saldırı sonucunda hayatını kaybetmesi üzerine korumasının geri çekilmesi yönünde tasarrufta bulunduğu iddia edilen Nihat Özer hakkında her hangi bir soruşturma açılmamasına gerek duymama sebebiniz nedir? Sıkı Yönetim idaresi altında ki bir şehirde eski bir bakanın evinin önünde saldırıya uğramış ve hayatını kaybetmiş olmasından dolayı her hangi bir sorumluluk hissetiniz mi? İhmali olanlar hakkında bir soruşturma açılması gayretiniz oldu mu? 29 Temmuz – 2 Eylül 1980 tarihleri arasında bir gazetede MHP hakkında sözde itirafları yayınlanan Ali Yurtaslan isimli şahsın sözde itiraflarına başlamadan önce bir aya yakın bir süre Güvercinlik te bulunan Ankara İl Jandarma Alay Komutanlığında misafir edildiği kendi ifadelerinden anlaşılmaktadır. İl Jandarma Alay Komutanlığı tarafından sağlanan himaye sonrasında basında sözde itiraflarını yayınlamaya başlamış ve ihtilalden bir ay önce yayınlanan bu itiraflar 12 Eylül İhtilali sonrasında MHP ve Ülkücü Kuruluşlar soruşturmasının dayanağını teşkil etmiştir. Ali Yurtarslan ise yurt dışına kaçırılmıştır. Aynı şekilde Ömer Tanlak isimli şahıs ta aynı gazetede sözde itiraflarını yayınladıktan sonra aynı şekilde yurt dışına kaçırılmıştır. Ömer Tanlak ta itirafları için önce polise başvurmuş, ancak polisin kendisiyle ilgilenmediği iddiasıyla Ankara İl Jandarma Alay Komutanlığı himayesinde bulunmuştur. Ömer Tanlak isimli şahsın sözde itirafları da MHP ve Ülkücü Kuruluşlar davasının temel dayanağını teşkil etmiştir. MHP ve Ülkücü Kuruluşlar aleyhine sözde itiraflarda bulunan bu isimlerin askeri müdahale öncesinde Ankara İl Jandarma Alay Komutanlığı tarafından himaye edilmesi konusunda bilgi sahibimisiniz? Bu sözde itirafçılar darbeye meşru zemin oluşturmak amacıyla sizin emrinizde ki jandarma tarafından kullanılmış olabilir mi? Şayet böyle bir faydalanma söz konusu değil ise; sözde itirafları içerisinde kendilerinin de suça karıştıkları tespit edilen bu şahısların Ankara İl Jandarma Alay Komutanlığı tarafından yargı organlarına teslim edilmek yerine siyasi bir partinin basın organına teslim edilmesini ve yurt dışına çıkışlarını nasıl açıklamakta sınız? Bu konuda Ankara İl Jandarma Alay Komutanlığı yetkilileri hakkında her hangi bir yasal tahkikat yapılması girişiminiz oldumu? Kasım 1980 tarihinde göz altında bulunan merhum Alparslan Türkeş şahsınıza yazdığı mektup ta; “yurdun bir çok yerinde mensuplarımıza ve göz altına alınan bazı kimselere işkence yapılarak bizleri suçlamaya matuf ifadeler alınmaya çalışılmaktadır. Özellikle Ankara ve Adana da işkencenin kesif olduğu ve ciğerlere hava pompalamaya kadar vardığı ifade edilmektedir. Bu gelecek nesiller tarafından unutulmayacaktır.” ifadelerine yer vermiştir. Böyle bir mektubu hatırlıyor musunuz? Bu mektup üzerine her hangi bir tedbir aldınız mı? Her hangi bir soruşturma açtırdınız mı? Sayın Evren son sorumu yöneltiyorum. 12 Eylül askeri müdahalesi sonrasında yapmış olduğunuz bir çok açıklamada MHP ve mensuplarını sapıklıkla, sapık fikirlere sahip olmakla itham ettiniz. Bu gün yapılan yargılamanın dayanağını oluşturan iddianame de sizin lideri olduğunuz darbe yönetimi döneminde göz altına alınan insanlara tecavüz edildiği, bazılarının makatına cop sokulduğu, bir çoğunun vücuduna elektrik verildiği, bir çok savunmasız bayana yıllarca cinsel tacizde bulunulduğu ve sayılamayacak kadar çok işkence metodu uygulandığı ifade edilmektedir. Kaldı ki bu yönde yaşananlar kamu oyuna da mal olmuştur. Savunmanız esnasında 12 Eylül ile ilgili hükmü ancak tarih verecektir dediğinize göre; tüm bu insanlık dışı muameleler dikkate alındığında tarih sapık fikirlere sahip sıfatını kime verecektir? Bu konuda bir kanaatiniz varmı? Teşekkür ediyorum.”

Sanık sorulan sorulara cevap vermedi.

Av. Fikret Babaoğlu söz alarak; “Sanık Ahmet Kenan Evren; dün bugün basına da yansıyan dün yaptığınız bir açıklamada savunmanızda daha doğrusu “Ülkeyi yönetemeyen beceriksiz siyasetçiler yüzünden darbe yapmak zorunda kaldık.” dediniz. Siz ihtilal diyorsunuz gerçi biz ona faşist darbe diyoruz. Zorunda kaldık diyorsunuz. Siz bir siyasetçimisiniz? Bir siyaset eğitimi aldınızmı? Bir askermisiniz? Bu ülkeyi yönetemeyen beceriksiz siyasetçiler dediğiniz Demirel ve Ecevit sizden sonra Cumhurbaşkanı oldu, Başbakan oldu ülkeyi yıllarca yönetti. Ecevit de aynı şekilde. Bu argümanınız darbeye bir kılıf hazırlamak anlamına gelirmi sizce? Pekalada ülkeyi yönettiler beceriksiz dediğiniz siyasetçiler. Diyorsunuz ki; Sıkı Yönetim Komutanlıklarının yetkisini artırınca bir ay sonra darbeden bir ay sonra faşist darbeden bir ay sonra eylemler azaldı ve keslldi diyorsunuz. Örneğin; Maraş Sıkı Yönetim Komutan yardımcılığında Yusuf Haznedaroğlu diye bir Tuğgeneral vardı. Sanırım Bayrak Harekat Planından o da haberdardı. İddianame de ki bilgilere göre gelen delillere göre. Bu işkence hanede onun Maraşta kurduğu işkence hanede ben bizzat mağdur olarak bulundum. 11 ay kaldım o işkence hanede aynı zamanda. Benim yanımda dört arkadaşım öldürüldü. Burada size basına yansıyan fotoğrafları gösterebilirim. Bilmiyorum kamera size bunları yakın gösteremiyor. Mehmet Ceren, Fehmi Özarslan, Ali Ekber Yürek , Cennet Değirmenci. Bu işkence hanelerde öldü. Bu benim verdiğim dört isim. Yedi kişi öldü. Üç yıl içinde bu işkence hanede. Bunların dördü benim yanımda öldü. 11 ay göz altında kaldım. Bazı arkadaşlarımız 90 gün göz altı süresi diyordu. Siz bilirsiniz 90+90 dı 180 güne bir dönem çıkarmıştınız. Değilmi göz altı süresini. Hatırlıyormusunuz? Bu gün gençlere çok şey geliyor bilimkurgu gibi geliyor ama 180 gün idi. Maraş Sıkı Yönetim Komutan Yardımcısı sizin emrinizde ki bir paşa diyor ki basına yansıyan demecinde; kırbaçlı paşa diyorlar aynı zamanda. “Üç yılda 7 kişi ölmüş çokmu?” diyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz? Bu konuda bu kırbaçlı paşayı faşist paşayı arayıp “yahu Yusuf yapma dünya kamu oyuna rezil oluyoruz. Bu kadar da ileri gitme” gibi bir şey söyledinizmi hiç? Peki; memleket sahipsizdi anarşi vardı, terör vardı, partiler birbirine düşmüştü, parlamento görevini yapamıyordu, sağ sol terör birbirine düşmüştü. Devlet içerisinde ki Pol-Bir, Pol-Der diye bir ayrılmışlardı. Bu yüzden yönetime el koyduk diyorsunuz. Türk Milleti adına yönetime el koyduk diyorsunuz ve gelir gelmezde aydınları tutukladınız, hadi solcuları, sağcıları, politika yapanları saymıyorum. Profesörleri görevlerinden aldınız, sendikaları kapattınız, dernekleri kapattınız, partileri kapattınız, hiç kimseyi beğenmediniz. Bu memleketi en çok sevme tekelini nereden alıyorsunuz? Siz nasıl oluyor da bu memleketi en çok sevme tekeli elinizde oluyor? Nereden alıyorsunuz bu yetkiyi? Eğitiminizden mi? Yoksa silahlı gücünüzden mi alıyorsunuz? Buna cevap verebilir misiniz? Bir MGK toplantısında darbeden önce Demirel size demiş ki; “benden takrir’i sükun kanunu istemeyin. İstiklal Mahkemesi istemeyin. Tunceli Kanunu istemeyin. Başka ne isterseniz vereyim. Para derseniz para, yetki derseniz yetki vereyim” demiş. Bu doğrumu? Böyle bir şey istediniz mi? Dönemin Başbakanından? Bir takrir’i sükun kanunu istediniz mi? 1925 lerde uygulanan kanuna benzer, gerçi buna benzer bir ihtiyacınız kalmadı. Ülke yönetimine tümden el koydunuz. Takrir’i Sükun Kanunundan çok daha acı şeyler yaşattınız bu ülkeye. Bazı internet sitelerinde Fethullah Gülen cemaatinin; pardon bir rahatsızlığınız mı var? Şeyimi kesebilirim. Sorularımı bekletebilirim. Rahatsız iseniz sorularımı bekletebilirim. Efendim sanığa rahatsız olup olmadığını sorabilirmiyiz. Yüz ifadelerinden rahatsızlık hissediyorum. “

Mahkeme Başkanı; “devam ediyormuyuz?”

Naip Hakim Muhammet Alabaş; “devam edebiliriz. Evet.”

Av. Fikret Babaoğlu; “Bir yandan suret’i haktan görünüp aşırı Atatürkçü aşırı laik görünürdünüz, bir yandan Fethullah Gülen’e yakalama emri çıkarmıştınız, 1980 li yıllarda, ama bir yandan da; Güneydoğuda özellikle bugün meyvelerini veriyor Güneydoğu illerinde Fethullah Gülen cemaatinin adamları aracılığıyla orada ki din adamlarını eğittiniz ve medreseden gelen oranın geleneksel hocalarını sürdürdüğünüz ve yerine Fethullah Gülen cemaatinin eğittiği adamları din hocalarını atadığınız ki bu gün ki iktidar da bundan çok memnun Güneydoğuda bu tür şeylerle Güneydoğu yu yönetmek istiyor. Bu tür argümanlar ile yönetmek istiyor. Böyle bir cemaat adamlarının din adamlarını Güneydoğu da eğitmesinin önünü açtınız mı? Fırsat verdiniz mi? Bundan haberiniz var mı? Şimdi hep diyorsunuz ki; toplumun desteği arkamızdaydı. Darbe yaptık diyorsunuz. Toplumun bir kesimin desteği arkamızdaydı diyorsunuz. Evet bir kesiminin desteği arkanızda olabilir. Çünkü 1915 Ermeni soykırımında da, 1926 da Trakya da Yahudilerin teşhir edilmesinde, 1955 de Rumların teşhir edilmesinde de toplumun bir kesimi suç ortaklığı yaptı devletle, sizin darbenizde de suç ortaklığı yapmış olabilirler. Ve yaptılar. Birazdan onları da açıklayacağız. Bu konuda bir düşünceniz var mı? Yine Anayasa ya 1982 Anayasasına din derslerinin zorunlu olması talimatını çeşitli cemaatlerin baskısıyla, çeşitli cemaatler ile yaptığınız pazarlıklar sonucu koyduğunuz yazıldı çizildi. Suudi Arabistan kökenli Rabıta’ül İslam örgütünün yurt dışında ki Türkiye li din hocalarının parasını ödediğini ve ödemesi için imza attığınız yazıldı, çizildi. Ve buna ödül olarak da bu gün hala Türkiye de 32 yıldır tartışılan din dersi zorunlumu olsun iradi mi olsun Türkiye de farklı inanç toplumları ayrı din eğitimi alabilsin mi? Bunlar hala tartışılıyor. Sizin yasaya koyduğunuz bu cendere yüzünden. Bu konuda ne diyeceksiniz? Rabıta’il İslam örgütünün verdiği paralardan dolayı bir din dersine şey Anayasa ya din derslerini zorunlu kılmak adına bir taviz verdiniz mi? Diyarbakır da yaptığınız bir toplantıda o dönem orada savcı olan ve toplantıya katılan Ümit Kardaş da var bu toplantıda. Burada kanun manun olmayacak, burayı dümdüz edeceğiz. Dediniz mi? Arkasından Diyarbakır da Türkçe konuş çok konuş yazıları asıldı. Diyarbakır Ceza Evinde. Ve Türkçe bilmeyenler görüş yerlerinde dayaktan işkenceden geçirildi. Diğer işkenceleri saymıyorum. Arkadaşlarım birazdan onlara değinecek. Ve bu baskılara direnen okul arkadaşım Kemal Pir de orada canını verdi. Onurluca. Sizin yaptığınız bu darbe yüzünden. Onlardan bir özür borcunuz var mı? Özür dileyecek misiniz? Kötü bir miras bıraktınız. Balyoz darbecileri geçenlerde ceza aldılar. Dosyaları Yargıtay da. Dün zaten kastettiğiniz şey yaptığınız savunmanızda; “Biz teşebbüs etmedik. Biz yaptık başardık.” dediniz. Her halde Balyozcuları kastettiniz. Onlar beceriksizler beceremediler. Teşebbüs ettiler. Ceza aldılar. Biz almayacağız gibi mi düşünüyorsunuz? Balyoz darbecileri diyorlar ki; “biz 12 Eylül darbe planını aynen aldık uygulayacaktık. 200.000 kişiyi stadyuma toplayacaktık. Şimdi iyi bir miras bıraktığınızı düşünüyor musunuz? Sarıkız, Ayışığı, Eldiv align=centeren darbe planları hepsi sizi örnek aldı. İyi bir miras bıraktığınızı düşünüyor musunuz topluma? Ayıp etmediniz mi? Bu topluma. Vicdanınız sızlıyor mu? Dün biz teşebbüs etmedik ihtilal yaptık dediniz. Bizi tarih yargılar, Mahkeme yargılayamaz biz tarihe mal olduk dediniz. Evet tarih önünde yargılanıyorsunuz. Bunda bir şüphe yok. Size dün methiye düzen basın, medya bugün yok. Fahri doktora ünvanı veren üniversiteler bugün arkanızda değil. Önünüzde yağcılık için deve kesmeye kalkanları engellemiştiniz. Siz biraz deve kesilmesine karşı vicdanlısınız. İşkence ölümlerinde işkencede ölen insanlara o vicdanı göstermediniz. Ama önünüzde deve kesilirken müdahale etmiştiniz. Ben hatırlıyorum. Deve kesmeye kalkan iş adamlarına. İş adamları bu gün arkanızda yok. Böyle bir tarih önünde yargılanmaktan memnun musunuz? İşte tarih önünde yargılanıyorsunuz. Tarih sizi yargılıyor. Deveye gösterdiğiniz vicdanı, işkencede ölen insanlara göstermediniz. Kurucu iktidarım diyorsunuz. Yaptığınız Anayasa kurucu Anayasa yı kurduk diyorsunuz. Ülke bununla yönetiliyor diyorsunuz. Hiç kimse memnun olmadı kurduğunuz Anayasadan. 112 kere değişti bugün. Bu argümanınız da yanlış çıktı. 112 kere değişti. Bugün de toptan değişmek üzere. Parlamentoda tartışılıyor. Diyorsunuz ki iç hizmet kanununun 35.maddesine göre yönetime el koyduk. İddianame savcısı da diyor ki; kanunlar Anayasadan üstün değildir. Seçilmiş parlamentoyu darbe ile deviremezsiniz. Bu diyor darbeciler aynen söylüyorum iddianamede kini. Sanıkların hukuka aykırılıklarına bir kılıf bulmak amacıyla kullandıkları bir argümandır diyor. 35. Madde. Siz kara avcılığı kanununun 36.maddesine göre yönetime el koysaydınız bir şey farkedermiydi? 35.maddeyi niye bahane ediyorsunuz? Son bir soru soracağım efendim. Hiç değil ise bu soruma yanıt vermenizi istiyorum. Aydınları sevmezdiniz. Ne yapıyım böyle aydını derdiniz. Aziz Nesin’e vatan haini dediniz. Mahkeme oldunuz karşılıklı. Birbirinize davalar açtınız. Sonra resme başladınız. Resim yapınca biraz sanat dünyasına girdiniz o zaman aydınları sevme duygusu oluştumu sizde? Birincisi bu; ikincisi Mustafa Kamil Zorki isimli bir yazar Aziz Nesin olduğu söylendi. Bu mahlasla yazdı. Netekim isimli bir kitap yazdı. Burada sizi hicv ediyor. Bu kitabı size göndermemi istermisiniz? Hasta yatağınızda hiç değilse bir edebiyat bir şeyle donanabilirsiniz. Hiç değilse buna bir cevap verin. Bu kitapta güzel hikayeler var. Mesela bir tanesini söyleyeyim. Bu kitap ta ki hikayelerden birini. Siz Korede iken siz Kore gazisisiniz değilmi? Siz Korede iken bu kitapa göre Nazım Hikmet’in Barış şiirleri atılmış. Sizin bulunduğunuz karargaha. Sizde bu şiir kağıtlarını uçak yapıp düşmana atmışsınız. Böyle de bir espiri var”

Sanık sorulan sorulara cevap vermedi.
Duruşmaya saat:11:10 da devam olunmak üzere ara verildi.
Saat:11:10 da duruşmaya kaldığı yerden devam olundu.

Av. Aydın Erdoğan söz alarak; “Sayın Başkan Sayın Üyeler. Ben Av. Aydın Erdoğan. Müvekkillerim Ahmet Cihan ve Hüseyin Doğan adına şu anda salonda bulunan Hüseyin Doğan adına Sayın sanık Kenan Evren’e sorularımı yöneltmek istiyorum. Bu Sayın sözü de nihayet bizim memlekette açıldı. Bir sanığa da sayın diyebiliriz. Kenan Evren de bir sanık. O na da sayın diyoruz. Sayın Evren; siz açık sözlü bir insan olarak tanındınız. Doğrumudur bu? Değil mi? Sıkça görev yaptığınız sürede Konsey Başkanı olarak, Devlet Başkanı olarak, Cumhurbaşkanı olarak kamu oyu önüne çıktınız. Konuşuyordunuz. Doğru mudur? Sayın Evren beni duyabiliyormusunuz? Yani bunu gözlerinizle bile işaret etseniz. Anlarız. “

Sanık; “duyuyorum”

Av. Aydın Erdoğan; “sonra emekli olduktan sonra Cumhurbaşkanlığı görevinden sonra da sıkça kamu oyuyla görüş alış verişinde bulundunuz. Dolayısıyla kamu oyu bu dava aşamasında da sizin konuşmanızı bekliyor. Bizler bu davayı yürüten avukatlar, müvekkillerimiz, 75 milyon halk bu davada sizin ne söylediğinizi çok merak ediyor. Konuşmak istemiyor musunuz? Buna çok ihtiyaç var. Şimdi tabi saygı duyuyorum. Yani konuşmamak gibi bir hakkınız var ama; bir şeyi hatırlatmak istiyorum. 6 Haziran 2011 gününü hatırlıyor musunuz? 6 Haziran 2011; o gün Ankara Cumhuriyet Başsavcısı Vekiline ifade vermişsiniz. Hem de detaylı. Doğru mudur? Hatırlamıyor musunuz? Bence sizin hafızanız çok canlı. Hatırlayabilirsiniz. Yani zekanız da hiç böyle eskimemiş, yani hiç yıpranmamış gibi görünüyor. Yani mimiklerinizden anlıyorum ben bunu. Sayın Evren orada Türkiye Cumhuriyeti Devleti Mahkemelerinin yetkilerini kabul etmişsiniz. Orada Cumhuriyetin bir savcısı size ifade almış. Doğru mudur? Sizde avukatınızın huzurunda yani müdafinizin huzurunda özgür iradeniz ile beyanda bulunmuşsunuz. Bu doğru mudur? Bu beyan sizin midir? Yazıyor. Bakın Ahmet Kenan Evren , müdafi Av. Ömer Nihat Özgün, Ankara Barosu 7067 sicil. Av. Haydar Kancıoğlu, Ankara Barosu 15132 sicil. Baba ve Ana adı Hayrullah, Naciye. Doğum yeri ve tarihi Alaşehir 01/01/1334. Bu ifade size mi aittir? Bununla ilgili bir şey söylemek istemez misiniz? Şimdi savunma hakkı bakımından tabi ki kutsaldır. Susabilirsiniz. Bu hakkınız. Mahkeme de zaten size hatırlattı bunu. Orada da sayın savcı size hatırlatmış ve yetkileri kabul etmişsiniz. Şimdi yetkileri orada kabul ettikten sonra burada kabul etmemenin bir kıymeti yok. Sizce olabilir mi hani bir Mahkemenin yetkisini kabul ediyorsunuz, sonra da diyorsunuz ki benim yaptığım Anayasa uyarınca sizin beni yargılama yetkiniz yoktur diyorsunuz. Burada bir çelişki olmuyor mu sizce? Yani Mahkemenin savcısı yetkili, heyeti yetkisiz. Olabilir mi? Bence bir şey söylemelisiniz. Konsey olarak kendinize bir sürü yetkiler çıkardınız. Hem yetkili, hem yetkisiz olabilir miydiniz siz? Bir tuhaflık var bence bu işte bu sizin zekanıza aykırı Sayın Evren. Şimdi tabi konuşsaydınız Mahkemeye yardımcı olsaydınız bu davayı tarih yargılayacaktır dediniz. Yani bizi tarih yargılayacak diyorsunuz. Ama tarihin bakın gardiyanı, mübaşiri, zabıt katibi, yargıç heyeti yok ki. Onu bazı yazarlar kendi meşrebine göre yayınlıyor. Yazıyor. Bazıları da kendi meşrebine göre eleştiriyor. Bazıları tasvip ediyor, bazıları eleştiriyor. Netekim bu sözü seversiniz siz. Evet netekim bir takım Anayasa Profesörleri sizin yaptığınız şeylerin meşru olduğunu söyledi. Doğru mudur? Bir kısım Ceza Hukukçuları da yargılanamazsınız dediler. Ama yargılama beşeri bir şeydir. İnsanlara ve bu dünyaya aittir. Onu da savcılar ve yargıçlar yapar. Orada bizim gibi bazen kazara sizin darbenizden sağ kurtulmuş olanlar avukat olarak çıkar ve tarihin sorularını sormaya çalışırlar. Kendi derdimizi söyleyecek değiliz. Bana pasaport vermediniz. Olsaydı verse idiniz avukat olmazdım. Yurt dışına gider hoca olurdum. Gidemedim. Ama iyi ki vermemişsiniz. Bu keyfi tarihin bu güzelliğini yaşayamazdım o zaman. Sayın Evren; benim müvekkillerimden Ahmet Cihan salonda. Kamera gösterebilir ise Ahmet Cihan lütfen ayağa kalkarmısınız. Kamera Ahmet Cihan’ı göstersin Sayın Evren. Sayın Evren Ahmet Cihan elimde resmi bulunan Süleyman Cihan’ın küçük kardeşidir. Kamera lütfen Sayın Evren’e gösterir misiniz. Nasıl, Süleyman Cihan’ın bu fotoğrafını algılayabildiniz mi? Sayın Evren. Gencecik, gencecik bir delikanlı. Tabi ki o günlerde tanışıklığınız yoktu. 81 in Temmuzundan sonra da asla bir tanışma şansınız olamazdı. Tanışamazdınız yani Süleyman Cihanla. Kamera lütfen bu fotoğrafı da gösterirmisiniz Sayın Evren’e bunlar dosyada var. Kamera lütfen şu fotoğrafı da gösterir misiniz? Sayın Evren görebiliyor musunuz? Elleri kelepçeli. Yerde kanlar içinde yatan gencecik bir beden bu. Sizin evlatlarınız varmıy dı? Sayın Evren. Sayın Evren evlatlarınız, torunlarınız var mı? Var olduklarını biliyoruz. Torunlarınız kaç yaşındadır Sayın Evren? Ağa Cihan. Onu hatırlıyor musunuz? Bir baba Süleyman Cihan’ın babası. Size 21/09/1981 de bir dilekçe vermiş. 21/09/1981 neyi ifade ediyor 1981? Darbeden kaç ay sonra? Aradan çok zaman geçmemiş. Bir seneden biraz fazla. Bir sene tamı tamına 9 gün sonra. Niye vermiş dilekçeyi acaba? Merak ettiniz mi? Biraz merakınızı uyandırmak istiyorum. Yani şimdi tabi merakınızı uyandırmak istiyorum. Acaba Ağa Cihan size niye dilekçe vermiş olabilir? Ağa Cihan’ın oğlu Süleyman Cihan Edirne den İstanbul’a gelirken bineceği otobüs tespit edilmiş, oturduğu koltuk tespit edilmiş, kimliği bilinerek otobüsten indirilerek göz altına alınmış. Sayın Evren; sizin döneminizde uçan kuştan haberiniz olurdu. Doğru mu? Yani 12 Eylül den sonra bu beceriksiz siyasetçiler yönetemiyorlardı ya memlekette ne olup bittiğini de bilmiyorlardı. Bir tek siz biliyordunuz her şeyi. Siz her şeyi asayişi kontrol altına aldınız mı? Sayın Evren. Rakamlara bakılırsa sizin bu anılarınızda bu anılar kimin? Bu fotoğraf sizin midir? Yayınladığınız şu kitap 12 Eylülü tanıtmak için. Hatırlıyor musunuz? Sizin önsözünüz ile yayınlanmış. Hatırlıyor musunuz? Buralarda söylediklerinize bakılırsa asayişi kontrol altına almışsınız. Doğru mudur bu söylediğiniz? Sayın Evren. Doğru mudur? Doğru mu söylüyorsunuz? Sayın Evren yada siz kontrol altına aldık diyorsunuz. Söyledikleriniz doğru mudur? Ben sizin söylediklerinizi tekrarladığım için yani kendime gibi söylüyorum ama aslında sizin söylediklerinizin doğru olup olmadığını sormak istiyorum. Doğru mudur? Peki efendim. İşte Süleyman Cihan 29 Temmuz da göz altına alınmış ve aynı günün gecesi elimde ki şu tutanaktan anlaşıldığına göre Kadıköy de az önce fotoğrafını gördüğünüz şekilde sabahleyin yerde yatar vaziyette ölü bulunmuş. Bir tutanak düzenlenmiş yer göstermeye götürdük kendini camdan attı diye. Sonra soruşturma yapılmış. Soruşturmanın detaylarını söylemeyeceğim. Üstü ört bas edilmiş geçilmiş. Ama burada adı Süleyman Cihan diye belli iken Emniyetin yazışmalarında adı Süleyman Cihan diye yazılı iken. Götürülmüş, zindan karası mezarlığına kimliği meçhul olarak defnedilmiş. Sayın Evren kimliği meçhul olarak defnedilmiş. Bilinen bir insan. Fotoğrafıyla , kimliğiyle her şeyiyle. Annesi babasının adıyla hiç kimse değilse bile o zaman kardeşi Ahmet Cihan da sizin zindanlarınızda İstanbul da tutuklu. Söylenmemiş. Sizin hiç bir yakınınız bu şekilde kayıp oldu mu? Sayın Evren. Peki Süleyman Cihan gibi başkaları kayıp oldu mu? Mesela dün adı geçti. Hatırlıyor musunuz? Arkadaşlarım soracak o yüzden onlara çok girmiyorum. İşte Sayın Evren biliyorsunuz bizde asayiş sorumluluk konusunda söylenmiş sözler vardır. Bunları hatırlarsınız. Bir yönetimin yetki ve sorumluluğu altında kırılan camın hesabı sorulur. Kimden? İktidardan. Dicle kıyısında kayıp olan kuzunun hesabı hükümetten sorulmaz mı? Sizce. Ey hükümet benim kuzum kayıp oldu. Hırsızı bul denmez mi? Bu çok bilindiktir. Bunlar size birşey hatırlatmıyor mu? Sorumluluk. Yani Süleyman Demirel beceriksizdi, Ecevit beceriksizdi. Tamam siz annelerin babaların evlatlarını öldürüp emrinizde ki güvenlik kuvvetleri vasıtasıyla öldürüp kimliği belirsiz olarak gömmek için mi sorumluluk aldınız? Bunların can ve mal güvenliği, hele hele sağ yakalandıktan sonra can güvenlikleri sizin sorumluluğunuz da değilmiy di? Sayın Evren. Sayın Evren bir şey söylemek istiyorsunuz galiba. Söylemek istemiyor musunuz? Peki. Sayın Başkanım tabi bizim alışkın olduğumuz bir düzen var. Bizim kongrelerde yönetimi elinde bulunduranlar biraz konuşulduktan sonra bir yeterlilik yönergesi verirler. Ama Sayın Mahkeme de bunun mümkün olmadığını düşünüyorum. Dolayısıyla izninizle ben sorularımı bitirmek istiyorum. Kimsenin söz hakkını kısıtlamak için söz istemedim ben. Sadece birinci sıradan söz almak istedim. Sayın Yargıcım. Şimdi Sayın Evren Süleyman Cihan ile ilgili bir doktor raporu var. Adli Tıp raporu. Bu raporu da bilginize sunmak istiyorum. Bu rapora göre bir Adli Tıp Uzmanı şöyle söylüyor. Şöyle söylüyor. Süleyman Cihan diyor mevcut Adli Tıp bulgularına göre yani o gün sizden bu tür cinayetlerinizi atlayan Şemsi Gök’ün bütün karartmalarına rağmen 30 yıl sonra 31 yıl sonra diyor ki; “bu Süleyman Cihan’ın öldürülmesi olayında olay yeri bulgularına göre Süleyman Cihan öldürüldükten sonra 6.kattan atılmıştır.” Bu olayda rol alan ekibin başında Mehmet Ağar var. Mehmet Ağar ismini hatırladınız mı? Sonra ki dönemlerde görevler tevdi ettiniz mi? Evet bu konu ile ilgili sorularımı bitiriyorum. Sayın Evren; siz Türk Silahlı Kuvvetlerinin bir Teğmeni olarak göreve başladınız. Çeşitli kademelerde görev yaptınız. Bunların içinde Özel Harp Dairesi varmıydı? Özel Harp Dairesinde görev yaptınız mı? Özel Harbin taktikleri arasında halk arasında kargaşa çıkarma taktikleri, Nato standartlarına göre husumet yaratma taktikleri üzerinde çalıştınız mı? Sayın Evren. Sayın Evren Nato dan taktirnameler aldınız mı? Kars ta Ecevit’e bir siyasi partinin ilçe başkanın Özel Harp dairesi görevlisi olduğunu söylediniz mi? Böyle bir şeyi hatırlamıyor musunuz? Peki; Sayın Evren Amerikanın Natonun Sovyetler Birliğinin Yeşil Kuşak projesi ile kuşatma projesi diye bir şey biliyor musunuz? Bu ne anlama geliyor? Sayın Evren. Ama beni duyuyorsunuz değil mi? Bana bir işaret verin. Çünkü soru sormaya devam etmem için bunu bilmem lazım. Yani sizin beni algıladığınızı bilmem lazım. Algılıyorsunuz. Teşekkür ederim. Sayın Evren; sol fikirlerin yurttaşlar arasında yayılmasını önlemek için aleviler ile sünni yurttaşların karşı karşıya gelmesini içeren bir stratejiden haberiniz var mı? Mesela alevileri işte bunlar komünisttir zaten. Mum söndüde yaparlar falan gibi. Dindar müslüman olan diğer yurttaşlar göz önünde aşağılık göstermek, komünizmi onlara mal etmek gibi. Böylece diğer dindar müslümanların sol fikirlere çok ta iltifat etmemeleri çok ta ilgi göstermemeleri konusunda bir stareteji uygulandı mı bu ülkede? Sayın Evren. Bu strateji çerçevesinde Malatya da Hamit Fendoğlu belediye başkanı bir bombalı paket ile parçalandı. Siz 12 Eylül den sonra Türkiye de sol sağ örgütlerin bölücü dediğiniz PKK’nın eylemlerini araştırdınız. Doğru mudur? Ne yöntemlerle eylem yaptığını ortaya çıkardınız. Hamit Fendoğlu nun parçalanması olayına benzer bir bombalı paket eylemine bir o güne kadar rastlanmadı doğru mudur? Kim gönderdi bunu araştırmadınızmı? Halkı karşı karşıya getiren arkasından Maraş olayları patlak verdi. Arkasından Çorum olayları, arkasından Sivas olayları patlak verdi. Çorum da Çorum ile ilgili ifade veren iddianamede ifadesi bulunan bir tanık şunu söylüyor diyor ki; bize diyor Çorum olayları sırasında subaylar silah verdi diyor. Siz o gün Genel Kurmay Başkanı mıydınız? ve duydukki solcuları da vermişler, Çorum da kaç kişinin öldürüldüğünü hatırlıyor musunuz? Sayın Evren. Çorum da kaç kişinin öldüğünü hatırlıyor musunuz? Bir tanık iddianamede ismi var yanılmıyorsam İbrahim BARAN diyor ki bize yani ülkücü kesime subaylar tarafından silah verildi Çorum olayları sırasında Adnan Baran düzeltiyorum duyduk ki solculara da vermişler. Subaylar tarafından silah verilmiş. Çorum olayları ne kadar öyceydi 12 Eylülden, Sayın Evren bana siyasetçilerde geliyordu diyorsunuz. Mesela CHP den o zaman Orhan Eyüpoğlu, hatırlıyor musunuz? Orhan Eyüpoğlu nu? Peki Üstündağlar DİSK in 4 Şubat kararlarına karşı genel greve gitmemeleri için görüşme yaptınız mı? 12 Eylül gelmemiş daha. Yani darbeyi yapmamışsınız daha. DİSK 24 Ocak kararların karşı haklarını korumak için genel greve gideceğiz diyor siz engellemek için görüşüyorsunuz. Doğru mudur? Sizin Genel Kurmay Başkanı olarak işçilerin hak mücadelesini engellemek gibi yasal bir göreviniz var mıydı o zaman? Sayın Evren? Sayın Evren bir şey daha soracağım aslında sorularımız çok. Siz 27 Aralıkda yani 1979 27 Aralığında Cumhurbaşkanına ordunun komuta kademesi ile ilgili görüşlerini ifade eden bir dilekçe verdiniz bir metin verdiniz bu muhtıra olarak biliniyor doğrumudur ? Muhtura olarak kabul edildi. Doğru mudur ? Sonrada ülkenini bir an önce seçime götürülmesini isteseydiniz ne olurdu ? Darbe engellenirmiydi ? Hemde bakın elimde 1979 yılı Yüksek Seçim Kurulunun Senato seçim sonuçları var 14 Ekim 1979 da Senato seçimlerinde Adelet Partisi 47,18 oy almış, o zaman iktidarda olan CHP 27,48 oy almış. O gün ülke koşullarında şiddet ile mücadele konusunda şikayetçioldunuz hani darbenin gerekçesi olarak gösterdiğiniz olaylar konusunda Süleyman Demirel ile fikir birliğini içerisindesiniz. Ve çelişkiniz görülmüyor. Ne isterseniz veririm demiş size az önce bir meslektaşım ifade etti. Peki o ortamda bir seçim için niye çaba göstermediniz? Cumhurbaşkanı mı olmak istiyordunuz. ? Bu seçim yapılsaydı sizin Cumhurbaşkanlığınız engellenir miydi? Darbe önlenebilir miydi sayın Evren? Bakın Avrupa İnsan Hakları Komisyonu sizin yönetiminiz aleyhine yapılan ortak bir başvuruya başvuru sırasında yaptığı bir değerlendirmede, Türkiye’de hak ve özgürlüklerin sendikal hakların siyasal hakların dernek ve toplantı kurma ifade özgürlüklerinin ortadan kaldırılmasını gerektirir nedenlerin bulunmadığını ifade ediyor. Siz ona devlet adına cevaplar vermiştiniz. Ama burada Cumhuriyetin yargıçlarına cevap vermek istemiyorsunuz. Bir çelişki yok mu burada. Yani Avrupa o zaman ki adı ile İnsan Hakları Komisyonu yargıçlarına cevap veriyorsunuz ama sizin kendinizi çok , uğruna kendinizi feda edebileceğinizi her fırsatta söylediğiniz Cumhuriyetin yargıçlarına cevap vermiyorsunuz. Tarih önünde ne olur ? Bunu acaba tarih nasıl yargılar? Sayın Evren? Sayın Evren ben biliyorum ki bu olaylar karşısında acı çekenler anneler, kardeşler, eşler , çocuklar, babalar bunlardan bir af ister misiniz? Bunların affını ister misiniz Sayın Evren? Tarihin affetmek diye bir şeyi yok. Af insanlara mahsustur. Affı ancak canı yapanlar yapabilir. İster misiniz? Şimdi Sayın Evren kurduğunuz Anayasal düzeni bir süre sonra bir seçim yaptınız. Sizin desteklediğiniz parti. Sunalp’ın partisi. Kaç oy aldı.? 14 mü? 17 mi? 20 mi? Kaç? Hatırlıyor musunuz? Ama kırk katır mı? kırk satır mı? diye Cumhuriyetin vatandaşlarına bu Anayasayı oylamazsanız askeri yönetim gitmez dediğiniz için 92 oy aldınız. Hatırlıyor musunuz o Anayasaya? Yani bu ülkenin halkı katlanılması zorunlu bir kötülüğe boyun eğdi. Biliyor musunuz? İşte o sizin 12 Eylül Anayasanızdı ve şimdi bizi yargılayamazsınız dediğiniz Anayasaydı. Kıymetlimi bu Anayasa? Sizce öyle idi. Peki tamda bundan 30 sene sonra 12 Eylül 2010 da halkın serbest iradesi ile hem de her meydanda tartışarak verdiği oylarla sizin yargılanmanızın yolunun açılmış olması neden meşru olmasın? Bir başka ifade başka biçimde aynı şeyi soracağım Sayın Yargıcım Sayın Başkanım bitireceğim ondan sonra. Sayın Evren; katlanılması zorunlu suçlar vardır. Çaresizsinizdir. O suça katlanırsınız. Şöyle; bir kadın bir zorbanın tecavüzüne uğrar. Kapatılmıştır. Bu tecavüze uğrar. Avusturya da bunu bir baba kızına yaptı. Yıllarca. Ve evlatları oldu. Baba ve kızından. O evlatlar hak sahibidir. Bu gün yaşıyorlar. Her türlü hakkı vardır ve saygındırlar ve masumdurlar. Ama o suça katlanılmıştır. Sayın Evren; sizin ve önce ki darbe Anayasalarının meşrulaştırmaya çalışan bütün Anayasa Hukukçularına da buradan sizinle beraber onlara da sesleniyorum. Meşrulaştırmaya çalıştığınız Anayasalar katlanılması zorunlu suçlardır. Bunlara toplumlar katlanabilirler belirli bir zaman. Ama sonsuza kadar değil. O suçları bir gün o halklar asıl olan halktır iradelerini ortaya koyar ve o suçları işleyenleri de yargılar o Anayasalarını da çöpe atarlar. Ve Türkiye Büyük Millet Meclisine de buradan bu vesile ile bir şey söylemek istiyorum. Sizin bütün izlerinizi silmek için bakın bir sürü izi silmeye çalıştılar. Daha bitmedi. Daha yapılacak bir çok şey var. Sıra ile bitiriliyor. Bunu tamamlamak için sizin bu Türkiye Büyük Millet Meclisi kanun sistemine kattığınız bütün numaraları da silerek orayı bir boş bırakarak o arayı da boş bırakarak bütün kanunlarınız bütün mevzuatınızla da çöpe atacakları güne kadar sizin suçlarınızın yani katlanılmak zorunda kaldığımız suçlarınızın sonu süpürülene kadar bu devam edecek. Dolayısıyla size de bu yargılama tarih önünde Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarının rüştlerini ispat ettiklerinin kanıtıdır. Katlanılması zorunlu suçlara artık katlanmak istemediklerinin kanıtıdır. Ve sizlerde meşru bir Mahkeme tarafından her türlü hakkınız sağlanarak yargılanıyorsunuz.”

Sanık sorulan sorulara cevap vermedi.

Av. Savaş Demirtaş söz alarak; “benim Sayın Evren’e bir sorum olacak. Darbe tarihine kadar yasa ve Anayasa çerçevesinde faaliyet gösteren DİSK’in bir anda illegal olarak nitelendirilip kapatılmasının yöneticilerinin göz altına alınmasının, tutuklanmasının ve idamla yargılanmalarının ve mal varlıklarını el konulmalarının nedenleri nelerdir? Bunda bir TÜSİAD’ın etkisi varmıdır? Sizin direktifleriniz varmıdır?”

Sanık sorulan sorulara cevap vermedi.

Av. Öztürk Türkdoğan söz alarak; “İnsan Hakları Derneğinin başkanıyım aynı zamanda Çağdaş Hukukçular Derneğinin üyesiyim. Diyarbakır Barosu, Berfo Kırbayır, Mikail Kırbayır, Fatma Güzel ve Ahmet Türk’ün vekiliyim. Şimdi Sayın Evren; siz artık sanık kürsüsündesiniz ve hakkınızda çok ciddi bir suçlama var. Yargılanıyorsunuz. Bunu artık kabul edin. Şimdi dünkü savunmanızda yeniden darbe yaparım dediniz. Aynı koşullar olursa. Artık yapamazsınız. Çünkü sizin bıraktığınız o kötü miras nedeniyle teşebbüs edenlerin hepsi şu anda yargılanıyor. Ve bu yargılamalar da devam ediyor. Ama biz o yargılamalara güvenmiyoruz. Biz insan hakları savunucuları artık halkımıza güveniyoruz. Sizin gibi darbeciler darbe yaptığında onlara nasıl karşı çıkacağımızı biliyoruz. O nedenle artık darbe yapamazsınız. Dünyada da zaten darbe yapanların tamamı yargılanmıştır. Şili de General Agusto Pinoche yargılanmıştır. Arjantin de Jorge Widera yargılanmıştır. İspanya da ki başarısız darbe girişiminde bulunanlar yargılanmıştır. Yunanistan da ki Albaylar Cuntası yargılanmıştır ve şu anda sizde yargılanıyorsunuz ve ben inanıyorum ki hakettiğiniz cezayı Mahkeme yargılama bittiğinde size verecektir. Ama benim size bir önerim var. Gelin bir yurttaş olarak Türkiye ye bir iyilik yapın. Bir vicdan toplantısı sayalım bu duruşmayı. Bildiklerinizi anlatın. Suç ortaklarınızı anlatın. Darbeyi kiminle nasıl ne şekilde yaptığınızı anlatın. Hangi gerekçelerle yaptığınızı anlatın. Anlatın ki gelecek kuşaklar bütün bunları öğrensin ve bu toplum bir daha bu tip kötülüklerle karşılaşmasın. Belki bir yurttaş olarak bir vatandaş olarak bizlere bu iyiliği yapabilirsiniz. Hala bize bir iyilik yapma borcunuz var. Bunu yapmak zorundasınız . Çünkü bu kuşaklar gelecek kuşaklar darbe ile tanışmasın. En azından buna borcunuz olduğunu ben buradan söylemek istiyorum. Hala evlatlarnı arayan anaların elini öpün onlardan özür dileyin. Hiç mi vicdanınız kalmadı? Bakın bu sorularımla sizi biraz tahrik ediyorum. Bu sorularıma cevap verin. Susmayın. Çünkü bu saatten sonra susmanızın size hiç bir faydası olmayacak. Ben inanıyorum ki zaten hak ettiğiniz cezaya çarptırılacaksınız. Dolayısıyla bu saatten sonra susmak çok mantıklı değil diye düşünüyorum. Bir kaç soru. Önemli bir kaç soru. Türkçe dışında ki dilleri niçin yasakladınız? Kürtlere asimilasyon programını hem de militarist bir tarzda sistematik işkence uygulayarak niçin yaptınız? Ve bu yaptığınız politikanın kötü sonuçları halen ülkeyi meşgul etmeye devam ediyor. Hala bu ülkede kan akıyor. Sizin darbenizden sonra 40.000 den fazla insan yaşamını yitirdi. Kürt sorununda ki şiddet politikaları nedeniyle. Bakın ne kadar büyük bir kötülüğe katkı sunduğunuzun farkında mısınız? Bu ülke bu asimilasyon sürecini aşmaya çalışıyor. Son vermeye çalışıyor ve insanlar bunun için çok ağır bedeller ödüyor. Neye mal olduğunuzun farkında mısınız? Diyarbakır 5 Nolu Askeri Ceza Evindeki dünya tarihinde belki de görülmeyecek boyutta ki ağır sistematik işkence uygulamalarına niçin başvurdunuz? Bunun talimatını verdiniz mi? Vermediyseniz buna niçin göz yumdunuz? Sıkı yönetim kalkana kadar 1987 ye kadar orada inanılmaz işkence yöntemleri uygulandı. Bakın sizin Türkiye tarihine ve dünya tarihine bıraktığınız bize göre mirasınız bu. Kameranın bunu göstermesini istiyorum. Bakın bu ülke doktorları, insan hakları savunucuları işkence atlası yaptılar. Ve bu tüm dünyaya yayıldı. İşte maalesef böyle kötü olaylarla anılan bir ülke olduk. Bunda sizin katkınızın çok büyük olduğunu belirtmek istiyorum. Ceza evlerinde ki ağır sistematik işkence uygulamalarınıza karşı çıkan insanlığını yitirmemek için insanlık adına buna direnen insanlar oldu. Size karşı çıktılar. Zulüm düzeninize karşı çıktılar. Bu insanlardan bir kaçının ismini okumak ve size sormak istiyorum. Ali Erek, Kemal Pir, Mehmet Hayri Durmuş, Akif Yılmaz, Ali Çiçek, Orhan Keskin, Cemal Arat, Abdullah Meral, M. Fatih Ökütülmüş, Haydar Başbağ, Hasan Telci, Mehmet Emin Yavuz bu isimleri hatırlıyor musunuz? Mutlaka bunlarla ilgili önünüze raporlar gelmiştir. Mutlaka Sıkı Yönetim Komutanları bu isimleri size bildirmiştir. Bunların açlık grevi sonucunda yaşamlarını yitirmesiyle ilgili ne düşünüyor sunuz? Bu konu ile ilgili sorulacak daha çok soru var. Ama Kürt sorununda uyguladığınız şiddet politikası uyguladığınız asimilasyon politikasının bu ülkeye neye mal olduğunu bir kere daha düşünün. Gelelim alevilere. Zorunlu din dersi uygulamasına niçin başvurdunuz? Alevi köylerine cami yaptırılması uygulaması talimatını niçin verdiniz? Alevilere yönelik bu asimilasyon programını hayata geçirmek için amacınız neydi? Tabi bu sorulara yine cevap vermiyorsunuz. Ama dün kü sanığa sorduğum gibi size de sormak istiyorum. Bu ülkede yaşayan özellikle de İstanbul şehrinde yaşayan lezbiyen, gay, biseksüel, transeksüel ve travesti bireylerin zorla toplatılıp Eskişehir iline veya başka şehirlere sürgün edildiği iddiası var. Bu insanlara yönelik inanılmaz ayrımcı uygulamalar yapıldığı iddiaları var. Ve bu konuda sizin yönetiminizin doğrudan doğruya talimatı olduğu söyleniyor. Bu konuda bildiklerinizi anlatın bize. Şimdi ben bir başka sorumda göz altında ki kayıpları soracağım. Cemil Kırbayır’ı soracağım. Hüseyin Morsümbülü, Mahmut Kaya’yı, Gürkan Mungan’ı ve Nurettin Öztürk’ü soracağım. Çünkü sizin Milli Güvenlik Konseyi döneminde göz altında kayıp edilen ve hala cenazelerine ulaşılamayan insanlar bunlar. Sizin kararınız ile idam edilen Veysel Güney’in hala cenazesine ulaşılamadı. Ve daha bir çok insanın cenazesine ulaşılamadı. Bunların aileleri ve analar çocuklarının cesedini arıyor. Hiç mi vicdanınız sızlamadı? Berfo Kırbayır buraya geldi 104 yaşında. İki kere geldi. Sizi görmek istiyor. Sizin yüzünüze bazı sözleri haykırmak istiyor. Cemil Kırbayır nerede diye sormak istiyor. Sana hakkımı helal etmiyorum diye sormak istiyor. İki elim yakandadır diye sormak istiyor. Berfo ananın bu haykırışını ben buradan bir kaz daha yeniledim. Berfo Ana dan özür dileyecekmisiniz.? Oğlu Cemil Kırbayır’ın cenazesinin bulunması ile ilgili bildiklerinizi anlatacak mısınız? Tabi benim söyleyebileceğim çok şey var ama arkadaşlarım bunların çoğunu söylediler. Eksik kalanları da elbette ki ifade edeceklerdir. Ben sorularımdan hiç değil ise bir kaçına cevap vermenizi beklerdim. Ama anlıyorum ki buna da cevap veremiyorsunuz. Sizi bu Mahkeme yargılayacak. Tarih önünde adınız sadece darbeci olarak kalacak. Çünkü bu bir ihtilal değil. Bu bir inkılap değil. Onlar halk hareketleridir. Siz ise silah gücüyle bir cunta ile yönetime el koyan bir darbeci Generalsiniz. Biz sizi hep öyle hatırlayacağız . Sorularım bu kadar.”

Sanık sorulan sorulara cevap vermedi.

Av. Nilay Geylanlı Yorgancıoğlu söz alarak; “Kemal Yayla Vekili Avukat Nilay Geylanlı Yorgancıoğlu. Müvekkilim Kemal Yayla’nın 1402 sayılı kanunun 2301/2 maddesine dayanılarak 13.09.1982 tarihinde görevine son verilmiştir. Görevine son verme kararı herhangi bir yargı kararına dayanmadığı gibi müvekkilime sıkı yönetim komutanlığı emri ile göreve son verme kararı verildiği dışında herhangi bir gerekçe gösterilmemiş ve hatta müvekkilimin basit bir savunması dahi alınmamıştır. Müvekkilim sıkı yönetim komutanlığının vermiş olduğu, keyfi karar neticesinde tam 6 yıl 11 ay 28 gün görevinden uzak kalmış. Bu süreçte sahip olduğu 2 çocuğu ile birlikte mağdur olmuş, herhangi bir gerekçe dahi gösterilmeksizin işinden ayrılmış olmanın verdiği, maddi ve manevi yıkım darbe sürecinde gördüğü sayısız sistematik işkencenin psikolojik getirileri ile baş etmek zorunda kalmıştır. Müvekkilimin 1402 sayılı kanun gereği işten uzaklaştırılması sadece ona ait bir durum değil, 1402 sayılı kanun gereği işten uzaklaştırma ve emekliye ayrılma işlemleri ile Genel Kurmayın açıklamalarına göre toplam 4891 kamu personeli görevinden alınmış, 38 profesör, 25 doçent, 10 yardımcı doçent 1402’lik olmuştur. Ancak 1402’lik olmasını istemediğinden bizzat istifa yolunu seçenlerde dahil edildiğinde; 20.000 civarında kişinin bu şekilde işten ayrılmış olduğu öne sürülmekte. Öncelikle size sormak istediğim soru şudur; 1402 Sayılı kanun yolu ile işten çıkarılan ve emekliye ayrılan kamu görevlisi ve öğretim üyelerinin sizin tarafınızdan mı Tahsin Şahinkaya tarafından mı emirler verilmiştir? Cevap yoksa ikinci sorumu soruyorum. Bu kişilerin belirlenmesi konusunda kıstasınız nasıl oldu? Yani açıkçası hangi niteliklerde olan insanları bu şekilde görevden ayırma yada emekliye ayırma gereği duydunuz? Çünkü benim müvekkilim hala bu konuda bilgi sahibi olmak istiyor. Cevap yok galiba. İkinci olarak müvekkilim o dönemde henüz çalışmakta iken 1981 yada 82 yılında tam olarak tarihini hatırlamadığı bir tarihte Giresun Samanlık Kralı ilköğretim okulunda öğretmenlik yapmakta iken ders esnasında sınıfına giren polisler tarafından elleri kelepçelenerek küfür ile ve çopla dışarıya çıkarılıp göz altına alınmış çeşitli işkenceler görmüştür. Ardından yine aynı dönemde müvekkilim göz altında iken evine girilmiş kendisinin 2 ve 4 yaşında yani 5 yaşından küçük daha altta iki çocuğunun gözü önünde ayakkabılı polisler tarafından coplarla içeriye girilip evi aranmış, darmadağın edilmiştir. Siz Atatürk ilke ve inkılapları doğrultusunda bir ihtilal yaptığınızı iddia etmektesiniz. Bu durumda bu iddianız ile yola çıktığınızda Mustafa Kemal Atatürk’ün bu sözünü kesinlikle unutmamanız gerekiyor ki; Mustafa Kemal Atatürk çocukların ve gençlerin geleceğin teminatı olduğunu söyler. Benimde içinde bulunduğum ben 1985 doğumluyum ve kendi dönemimden bahsetmek gerekirse bununla birlikte müvekkilimi bir kenara bırakarak söylüyorum. Onun içinde bulunduğu öğrenciler çocuğu benim kendi ailemden gördüklerim bütün bunları bir araya topladığımızda sizi tarihin yargılayacağını söylüyorsunuz. Bu durumda üzgünüm ama tarih biz oluyoruz. Yani bizde 1980 kuşağında doğmuş onun öncesinde doğmuş insanları düşünürsek bu dönemde yaşamış herkes aslında görmüş olduğunuz tüm bu dönemin insanları için karanlık tablo ve olumsuz hertürlü nitelik sizin yapmış olduğunuz darbenin eseridir. Bununla ilgili kendinizi sorumlu görüyor musunuz? Bir sanatçı duyarlılığı ile yaklaşırsanız çünkü resim yapıyorsunuz aynı zamanda sanatçısınız, bu konuya yaklaşımınız nasıl o çocukların psikolojisini biraz olsun düşünüp empati kurabilme durumunuz olabiliyor mu? Teşekkür ederim sorularım bu kadar.”

Sanık sorulan sorulara cevap vermedi.

Mahkeme Başkanı; “Mahkememize dilekçe veren Remzi Çayır kendisinin olay tarihinde Mamak ceza evinde bulunduğunu 23 Temmuz 1980 tarihinde geceleyin bir firar girişiminde bulunulması üzerine Kenan Evren’in ceza evine geldiği ve subay ve erlere dönerek bunları yatırın gereğini yapın dediğini ve bu şekilde sanıklardan Kenan Evren’in akabinde meydana gelen işkence olaylarında talimat verdiğini ve kendisinin başka tarihlerde de bu ceza evine geldiğini ve bu şekilde bu ceza evinde devam eden Raci Tetik tarafından yapıldığı belirtilen işkencelerden haberdar olduğunu iddia etmiş; ve bu konuda bir soru tevcih etmiş bunu aynı zamanda biz Mahkeme sorusu haline getiriyoruz ve zabıtlara geçiyoruz.”

Sanık sorulan soruya cevap vermedi.

Saat:13:30 da devam etmek üzere duruşmaya ara verildi.

Saat:13:30 da duruşmaya kaldığı yerden devam olundu.

Av. Osman Başer söz alarak; “Katılan vekili Av. Osman Başer; İdam olan sanık daha sonra Mamak Askeri Ceza Evinden alınıp Ulucanlar Sivil Ceza Evinde idam edilen Fikri Arıkan’ın yakınları adına duruşmaya katılıyorum. Sanık Kenan Evren’e şu sorularımı yöneltmek istiyorum. Ulusal basında yer alan 21/10/1990 tarihinde yayınlanan yazı dizisinde “Solun karşısına sağ grup öğrencileri çıkarma kararı alındı.” sözü sanık Kenan Evren’e ait midir? Bu beyan kendisine ait ise o tarihte ki rütbesi ve görevi ne idi? Diğer bir sorum; sanık Kenan Evren; Abdullah Çatlı ile 7 TİP’li nin öldürülmesi olayının hükümlüsü Haluk Kırcı’nın idamını durdurmak için pazarlık yaptığınız haberleri basında yer almaktadır. Sanık Kenan Evren’e basında yer alan gazete küpürünü gösteriyorum. Haluk Kırcı beyanında aynen şöyle diyor; “Abdullah Çatlı benim idamımı durdurmak için ve uluslararası operasyonlarda değerlendirmek üzere pazarlık yapmıştır.” diyor. Böyle bir pazarlığa şahsınız yada emir ettiğiniz görevlendirdiğiniz kişileri açıklar mısınız? 12 Eylül 1980 – 12 Eylül 1982 yılları arasında Genel Kurmay Başkanı, Milli Güvenlik Kurulu Başkanı ve ihtilal yapan kudretli General olarak görev yaptığınız dönemde asker saysını ve teçhizat sayısında ki artışlar nelerdi? Asker ve teçhizat artışları talebiniz oldu da red edildimi? İhtilal yapmadan anarşi ve terör olaylarının durdurulması için nasıl bir yetki istediniz de siyasi otorite size bu yetkiyi vermedi? İdam kararlarını imzalar iken elinizin titremediği hatta; “Allah tahsilatlarını artırsın.” ifadesini kullandığınız doğru mudur? Sanık Kenan Evren’e diğer bir sorumu şu şekilde sormak istiyorum. 3 Ekim 1984 te Muş konuşmasında; “hainleri asmayıp da besleyecekmiydik.” diyor. Bu düşüncesini yargılamaları yürüten Askeri Mahkemeleri etkilediğini, yönlendirdiğini mi ifade etmek istiyor? Bu sözlerinden pişmanlık duyuyor mu? Sanık Kenan Evren; şu anda bulunmuş olduğu hastahane odasında beyaz yataklar ve örtüler üzerinde bulunuyorsunuz. Üzerinize giydiğiniz beyaz gömlek siyah sıfır yaka kazak oysa o dönemde benim de içinde bulunduğum 11 sene 11 gün ceza evinde kaldığım Mamak Askeri Ceza Evinde Almanya da Es Es Subaylarına giydirdiği, Yahudilere giydirilen kıyafetlerin aynısını bize reva gördünüz. Bunlardan pişmanlık duyuyor musunuz? Emir ve komutanız altında bulunan Albay rütbesi ile Mamak Askeri Ceza Evinde görev yapan Albay Raci Tetik; bu kişiyi Kıbrıs Barış Harekatında esir kampı komutanı iken; birlikte görev yaptınız mı? Albay Raci Tetik; “bu bir savaştı” diyor. Siz de bunu bir savaş olarak mı kabul ediyor sunuz? Yine Albay Raci Tetik; “tutuklulara ilk okul düzeyinde bir program uyguladık. Bu emirler Genel Kurmaydan direkt bize veriliyordu.” Beyanlarını bunu doğrular mısınız? “Askeri ceza evlerinin yerin dibinde hücreler vardı. Bir insan 12 günden fazla o hücrelerde yaşamayamazdı. ” şeklinde beyanı var. O hücrelerin yapılmasını ve denetlemesini yaptınız mı? Yine müvekkilim Fikri Arıkan’ın ve yakınları üzerine soruyorum. Remzi Çayır ile aynı hücrelerde bulunduğu dönemde Mamak Askeri Ceza Evine gelip bunlara gerekeni yapın diye talimat verdiniz mi? Yine Albay Raci Tetik; “kafes ilk işlem yeri idi.” Sanıklar kafese konulduğunda insan olup olmadığını, veya bir başka bir yaratık olup olmadığını nasıl değerlendiriyor sunuz? Ceza evlerinde ölen isimlerden bir kaçını söyleyeceğim. Hüseyin Kurumahmutoğlu, Bekir Bağ, Hasan Alemlioğlu, İlhan Erdost. Bunların bir kısmı sağcı, bir kısmı solcu. Mamak Askeri Ceza Evinde bunlar öldürüldü. Bu öldürme sebeplerinin araştırılmasını hiç merak ettiniz mi? Bir araştırma talimatı verdiniz mi? Albay Raci Tetik; “ben bir işkenceciyim. Sağcısından ve solcusundan özür diliyorum. ” demektedir. Sizler ise darbe yaptınız. Demokrasi mi daha iyi idi? Darbe yönetimimi daha iyi idi? Tercih olarak yönetim şeklini nasıl belirlersiniz? Sayın Kenan Evren; en son sorumda şu olacak. İdamına karar verdiğiniz insanlar, sağdan olsun soldan olsun infazını yaptırdınız. Türkiye Büyük Millet Meclisinde görevli ve yetkili bir heyet tarafından onay almadınız. Albay Raci Tetik bunlardan özür diledi. Siz de Türk Milletinden ve idam ettirdiğiniz bu insanların ailelerinden özür diler misiniz? Böyle bir düşünceniz var mı? “

Sanık sorulan sorulara cevap vermedi.

Av. Mehmet Rıfat Bacanlı söz alarak; “Erdem Şenocak vekili Av. Mehmet Rıfat Bacanlı. Sayın Kenan Evren; idam edilen Ülkücülerin isimlerini hatırlıyor musunuz? İdam edilen Ülkücülerden hangisini denge politikası uğruna astınız? İdam edilen Ülkücülerin isimlerini tek tek sayıyorum. Eğer tarihe not düşmek ve günahsız olduğunu bildiğiniz halde denge politikası uğruna idam ettirdiğinizi itiraf etmek isterseniz istediğiniz isimde durdurabilirsiniz. Ahmet Kerse denge politikası için mi idam ettirdiniz? Ali Bülent Orkan denge politikası için mi idam ettirdiniz? Cengiz Baktemur denge politikanız mı uğruna idam ettirdiniz? Cevdet Karakuş denge politikası için mi idam ettirdiniz? Fikri Arıkan denge politikası için mi idam ettirdiniz? Halil Esendağ denge politikası için mi idam ettirdiniz? İsmet Şahin denge politikası için mi idam ettirdiniz? Mustafa Pehlivanoğlu ve Selçuk Duracıkdenge politikası için mi idam ettirdiniz? Yine ceza evinde işkencede ölen Bekir Bağ ve Hüseyin Karamahmutoğludenge politikası uğruna yapılan ölümler midir? Sayın Kenan Evren; Alparslan Türkeş okul arkadaşınızmı? Sayın Kenan Evren; Alparslan Türkeş’in ceza evinde veya hastahane de öldürülmesini emir ettiniz mi? Sayın Kenan Evren; okul arkadaşınızın direkt öldürülmesini hangi psikoloji içinde emir ettiniz? Sayın Kenan Evren savunmanızda; “ben darbeye teşebbüs etmedim. Darbeyi yaptım.” Diyorsunuz. 97 yılında darbeye teşebbüs eden 28 Şubatçılar olarak bilinen kişiler 50 kişi kadar göz altında ve tutuklanarak soruşturma yapılmaktadır. Siz burada iki kişi olarak yargılanmaktan dolayı üzüntü duyuyor musunuz? Darbe yaptığınız dönemde Yüzbaşı, Binbaşı rütbesinde ki insanların da sizinle birlikte yargılanmasını arzu eder miydiniz? Bu darbeyi siz tek başınıza mı yaptınız? Abdullah Öcalan’ı tanıyor musunuz? Apocular adlı grubun Bucak Aşireti başta olmak üzere diğer aşiretlere yaptığı saldırılar darbenin olgunlaşma sürecinin bir parçası mıdır? Apocular adlı grubun PKK terör örgütüne dönüşmesinde katkınız var mı? Muktedir olduğunuz 79 – 84 dönemi arasında Apocular adlı terör örgütünü bitirmek için her hangi bir eylemde bulundunuz mu? “

Sanık sorulan sorulara cevap vermedi.

Av. Arif Ali Cangı söz alarak; ” Av. Arif Ali Cangı. Sanık Kenan Evren 12 Eylül 2010 refarandumundan önce refarandum tartışmalarında geçici 15’nci maddenin kaldırılıp hakkınızda dava açılacağı tartışmaları arasında şunu ifade etmiştiniz. “ben milletime hesap veririm. Yargılanmam gerekirse yargılanmam durumunda buna izin vermem. Ben intihar ederim demiştiniz.” Hatta biz aman intihar etmesin koruma altına alınsın demiştik. Refarandum sonucunda 58 milletinizden sözünü ettiğiniz milletten, sizin yargılanmanız konusunda bir tercih çıktı, ardından bu dava açılırdı açılmazdı tartışması sonunda, dava açıldı. Hatta davanın soruşturma aşamasında Savcıya konuştunuz susma hakkını kullanmadınız. Kendi savunmanızı yaptınız. Şimdi mahkeme huzurunda ise başlangıçta ben Genel Kurmay Başkanıyım. Milli Güvenlik Konseyi Başkanıyım. Cumhurbaşkanıyım. Kurucu İktidarım. O yüzden beni yargılayamazsınız. Ancak beni tarih yargılar diyorsunuz sizin bu sözünüz bütün gazetelerde; “Evren meydan okudu.” gerçekten siz şuanki yargılandığınız mahkemeye huzurunda bulunduğunuz mahkemeye meydan mı okuyorsunuz? Bu mahkemeyi tanımıyomusunuz? kurucu iktidar dediğiniz iktidarınızı, hangi güçten aldınız, onlarca insanın idam edildiği binlerce insanın işkenceden geçirildiği, 12 Eylül darbesinden mi aldınız? isterseniz darbeye giden sürece ilişkin biraz hatırlatma yapalım. Dün Ali Tahsin Şahinkaya’yada sormuştuk, sanık Ali Tahsin Şahinkaya 1980 Askeri Şurasında görev süresi dolduğu halde Hava Kuvvetleri Komutanlığı bir yıl daha görevi uzatıldı. Siz buna yanıt vermek istermisiniz ? Neden bir yıl daha uzatıldı? Ali Tahsin Şahinkayanın görev süresinin uzatılması darbe planının uygulanması içinmiy di? siz diğer sanık Ali Tahsin Şahinkaya ve diğer kuvvet Komutanlarının komutanıydınız. Sizin onayınız olmadan, emriniz olmadan darbe yapamazlardı, zaten darbeninde emir komuta zinciri altında yapıldığını, ilk siz duyurdunuz, darbe yapmaya yalnız sizmi karar verdiniz? Ali Tahsin Şahinkaya’ya darbe yapmaya sizmi zorladınız? onunda darbe yapma niyeti varmıydı ? biliyorsunuz Ali Tahsin Sahinkaya darbe öncesinde ABD’ ye bir ziyaret gerçekleştirdi. ABD ye Şahin Kayayı sizmi gönderdiniz? siz gönderdi iseniz hangi görevler için gönderdiniz? yada kiminle görüşmesi için gönderdiniz ? döndüğü zaman Şahinkaya size rapor verdi mi? Darbeyi yaparken başarısız olabileceğinizi düşündünüz mü ? yada çok eminmiydiniz başarılı olacağınızdan ? Nasıl bu kanaate vardınız. Kim sizi destekledi? Natodan arkadaşınız olan ABD li komutanlardan destek aldınız mı ? Darbe öncesinde Amerikan Ulusal Güvenlik Konseyi yada Pentegon ile sizin görüşmeniz oldumu ? Olduysa kiminle görüştünüz? Bu soruların yanıtlanması hani dediniz ya, Tarih bizi yargılar tarihinde doğru yargıya varabilmesi için bu soruların yanıtlanması gerekiyor. Siz yanıtlamasanız bile mutlaka bu soruların yanıtı vardır. Olmayanlarda bulunacaktır. Bir başka konuya geçeceğim. Dünde sanık Şahinkaya’ya sornduk, sanık Şahinkaya hakkında pek çok haksız kazanç elde ettiğine dair pek çok iddia ortaya atıldı. Örneğin radikal gazetesinin 16 Eylül 2010 tarihli yazısında Emekli büyükelçi Yalın Eralp’in bir açıklaması var haber olmuş, başlık Tahsin Şahinkaya’nın rüşveti F 16 alımında rüşvet iddiasının bir başka türlü anlatımı, yine bu iddialar çercevesinde 1986 yılında Milletvekili Cüneyit Canver ve arkadaşı Meclis araştırması istediler ve araştırma önergesinde de ciddi iddialar var, Kalebodur, Kaleterasit, Bağfaş gibi şirketlerine ortaklık, Şahinkaya’nın görev yaptığı süre içinde, Hava Kuvvetlerindeki ihalelerin tek bir şirkete veriliyor olması gibi, bu iddialar çok ciddi iddialardır. Sizin silah arkadaşınız darbeyi birlikte yaptığınız bir komutan bu iddialar ile suçlanıyor bu iddialar ilk ortaya çıktığı zaman ne hissettiniz. Bu iddialar ile ilgili soruşturma açtınız mı? Kaynağına ulaşamadım o dönemde Şahinkaya ile aranızda bir görüşmeme, konuşmama, küslük durumu ortaya çıkmış bu iddialar üzerine, böyle birşey oldu mu? Ona küstünüz mü? kızdınız mı? hiç mi umursamadınız? iddianamede geçen Fatsa hakkında sorular sormak isitiyorum size, Fatsayı hatırlıyormusunuz? İddianamede geçiyor. Fatsa operasyonunu siz yönettiniz. Fatsa operasyonu gerçekleşinceye kadar Fatsadaki siyasi cinayetler yedi sekizi aşmıyordu biliyormusunuz? Sizin operasyonunuzdan sonra 12 Eylüle kadar 100’e yakın insan öldürüldü bunu biliyormusunuz? Fatsa operasyonunun sizin 12 Eylül darbesini kolaylaştırmanıza yol açtımı? bu konuda bir özeleştiriniz oldu mu? Sizin bir meslektaşınız var. Şimdi aramızda izleyici sırasında. Askeri Darbelerin Asker Muhalifleri Derneği Kurucu Başkanı Rahmi Yıldırım. Rahmi bey burda bir gösterilmesini istiyorum. Rahmi Beyin davaya müdahale istemi kabul edilmedi. Ancak onunda soruları var. Rahmi Bey meslektaşına soruları doğrudan sormak isterdi. Müdahil olmadığı için onun sorularını kendi sorularım olarak sormak istiyorum. Birkaç dakika daha müsade etmenizi istiyorum. Bu sorular son derece önemli. Sanık Ahmet Kenan Evren: Darbeden sonra oluşturduğunuz ve başkanlığını üstlendiğiniz. MGK ile 2932 sayılı bir yasa çıkararak Türkiye de Türkçe bilmeyen milyonlarca insanın ana dillerini yasakladınız. Özel olarak Kürtçe başta olmak üzere yurttaşların kendi anadillerinde eğitim görmelerini, basın yayın araçlarından yararlanmalarını engellediniz. Böyle bir kanun çıkarmayı kendiniz mi karar verdiniz? Kendiniz mi akıl ettiniz ? Kendiniz akıl etmediyseniz bu fikri size kim verdi ? Kim telkinde bulundu? Olmaz ya bir Kürt General sizden önce davranıp darbe yapsa idi ve benzer bi kanunla Türkçe’yi yasaklasa idi ne hissederdiniz? Bir Türk olarak dağa çıkmayı düşünürmüydünüz? Darbe ile iktidarı ele geçirdikten sonra KurmaySubaylar Tamer Kumkale ve Oğuz Kayalıoğlunu kışlalarda konferans vermekle görevlendirdiniz mi? Bu subaylar Kürtlerin aslında Türk olduklarını, kışın dağda yürürken ayaklarının altında ezilen karın kart kurt diye ses çıkarması nedeniyle Kürt diye adlandırıldıklarını ifade ediyorlardı. Sizde böylemi düşünüyorsunuz? Bu günde aynı düşünçe de misiniz? Öyle düşünüyorsanız Himalaya dağlarında karda yürürken kart kurt diye ses çıkaranlar niye Kürt değil ? Siz iktidarda iken Alevi köylerine Cami yaptırma uygulamasına başladınız. Ayrıca sadece Sünni İslamın okutulduğu din derslerini zorunlu hale getirdiniz. Olmaz ya bir Alevi General sizden önce davranıp darbe yapsaydı ve Sünni köylerde cemevi dayatsaydı sadece Aleviliğin okutulduğu din derslerini zorunlu hale getirseydi ne hissederdiniz? Yaptığınız darbenin asıl gerekçesinin 24 Ocak 1980 tarihli istikrar paketinin güven içinde uygulanabilmesi olduğu yerli yabancı araştırmacıların ortak görüşüdür. Bir araştırmaya göre Milli gelirden 1979 yılında 33 pay alan maaş ve ücretliler 1988’de 15 pay alır duruma düştüler. Faiz, kira paydan gelir alanların sermayenin payı 1979’da 43 iken 1988’de 69’a yükseldi.”

Sanık sorulan sorulara cevap vermedi.

Müdahil Sabire Yazgan Serin söz alarak; “İdam kararlarının infazı için kamu vicdanını temsil eden Meclisin onayı aranır. Ağabeyim Erdoğan Yazgan ve arkadaşları Mehmet Kanbur, Ömer Yazgan, Ramazan Yukarıgöz’ün idamı Türkiye Büyük Millet Meclisinin kararı olmadığı gibi idam kararını veren Gölcük Sıkıyönetim Mahkemesi Heyetinden Hakim Yüzbaşı Eyüp Menteş başka bir siyasi davada idam kararı vermemek için rüşvet alırken suç üstü yakalanmıştır. Eyüp Menteş abim ve arkadaşları idam edilmeden iki hafta önce rüşvet suçundan mahkum oldu. Bu duruma açıklık getirmek ister misiniz? Türkiye Büyük Millet Meclisinin kararı olmadan ve rüşvet almış bir hakimin aldığı bir kararı konsey yani sizler tarafından onaylanmasıyla abimlerin idam edilmesi sizinki gibi faşist bir rejim dışında mümkün olabilir miydi? Kendinizi hukuksuzca idam ettiğiniz abimlerin katili olarak görüyor musunuz? Hissedtiyor musunuz? 29 Ocak 1983 günü sabahı erken saatlerde İstanbulda’ki evimizin kapısı çalındı. Babam aşağıya çağrıldı. Oğlunuz idam edildi. Cenazesini alacak mısınız? Dediler. Sizin de çocuklarınız var. Kızlarınız var. Böyle bir ölüm haberi almak istermiydiniz? İzmit’e giden babam ısrarla abimin son mektubunu almak istedi. Savcı vereceğiz vereceğiz dedi akşama kadar oyaladı. Akşam üzeri de yukardan bir emir verdi mektupları veremeyeceğim dedi. O yukarısı siz miydiniz? Abim yalnız donu üzerinde olduğu halde hapishanenin ceza evinin battaniyesine sarılı olarak tabuta konuldu. Onlarca polis ve jandarmanın eşliğinde mezarlığa getirildi. Mezarlıkta toplanan aile ve yakınlarına hile ve zorbalıkla ordan uzaklaştırıldı. Mezarlıkta toplanan aile yakınlarına ve bizler ordan zorla ve hile ile yalanla uzaklaştırıldık ve dağıtıldık. Abimin bedeni o eski battaniyeye sarılı olarak bi çukura atıldı. Abime karşı son görevlerimizi yerine getirmemizi bile zalimce engellenmesinden sizi suçlu bulmam doğru değil mi? Abimlerin cansız bedenlerine bile işkence yaptınız. Sizce nasıl bir yönetim cansız bedenlere bile işkence yapabilir. Böyle bir yönetimin adı ne sizce? Böylesi alçaklıklar demokratik bir ülkede yapılabilir miydi? Bu zulmü bizlere yaşatanlar nereden ve kimden cesareti alabilirlerdi? Güvenlik güçlerinin şevkini kırmamak gerekir derken kastınız bu tür zalimliklere karışılmaması mıydı? Annelerin sizlere uzun ömürler vermesi için hergün Allaha dua ettiklerini biliyor musunuz? Sizce neden? Yüreksiz olduğunuz için mi bu sorulara cevap veremiyor sunuz? Son olarak da bişey söylemek istiyorum sayın Başkanım. Bizlerin canlarını katlederken asmayıp da besleyelimmi demiştiniz. Biz son 32 yıldır vergilerimizle sizleri besliyoruz. Kendinizi nasıl hissediyorsunuz? “

Sanık sorulan sorulara cevap vermedi.

Av. Mehmet Horuş söz alarak; ” Avukat Mehmet Horuş. Bu dava siyasi bir dava ve sanık da aslında siyasi bir savunma yaptı. Ve kendi burda kişisel olarak cezalandırılmasınının dışında kendi kişisel savunması dışında aslında temsil ettiği bir siyasal zihniyetin de lideri olarak savunma yapıyor. Ama bu siyasal zihniyetin deşifre etmek adına bugüne daha fazla ışık tutması ve gelecek açısından faydalı olabilmesi için sorularımızı yöneltiyoruz. Çünkü kendisi kamu oyu nezdinde halkın vicdanına çoktan mahkum olmuş bir kişidir. Bu çerçeve de ilk sorumuz kendisi gibi başka faşist diktatörlerin Yunanistan’da Şili’deolduğu gibi özel uluslar arası bir takım merkezlerde eğitilmeleri yönünde bilgiler var. Bu yöndede özel bir eğitim aldı mı kendisi ve kadrosu? Bunun dışında darbeyi yaptıktan sonra özellikle NATO ile ilgili olan ilişkileri nasıl düzenlediler? Bu konudaki irtibatı nasıl sağladılar. Ama ben bütün bu deneyim tecrübe ve özel eğitimlerine rağmen ki baya eğitilmiş görünüyorlar. Şuanda bile özel eğitilmiş bir ruh haliyle karşımızda duruyorlar. Profesyonel olmaya çalışıyorlar. Ama yinede bir takım hesap hataları yaptıkları görünüyor. Örneğin; 12 Eylül de yönetime el koyduktan sonra idam edilen Necdet Adalı ve Serdar Soyergin’in idamlarını doğrudan onaylamışlardır. Doğrudan bir cinayet işlemişlerdir. Bu idamlardan sonra her halde birileri onları uyardı ki; yeni bir yasa yapma ihtiyacı duydular ve bu işi kılıfına uydurmaya çalıştılar. Bu konuda size hiç kimse hukuki yardım vermediler mi? Yarın bir gün 30 yıl sonra 40 yıl sonra birileri sizi hasta yatağınızda çıkarır yargılar diye akıl veren hiç bir hukukçu olmadımı? Bu hiç düşünemidiniz mi? Temsil ettiğiniz bu idamlarla ilgili karar alırken darbe öncesinde bir limit belirlediniz mi? Asgari ve azami bir limitiniz varmıydı? Mesela 50 ile sınırlayalım 500’ü geçerse şöyle yapalım. Yada stadlara toplayıp imha edelim gibi. Bir planınız varmıydı? Bu önceki hesabınız ile sonraki hesabınız arasında bir fark varmı? Gerçekten 50 idammıydı? Öngördüğünüz? Ve bu idamları yaparken bu sayısal hesapları yaparken aynı zamanda her idamla ilgili belirli bir kesimede mesaj vermek istediğiniz anlaşılıyor. Örneğin; şu anda MGK tutanakları yayınlanıyor. Orada ki toplantıda görüşmeleriniz ifadeleriniz hepsi elimizde. Biliyoruz bunu. Mahkemenin de bilgisi dahilinde. Örneğin; lise öğrencisi olan Ali Aktaş’ın idamını konuşurken konsey üyesi arkadaşlarınızla ve idamına karar verirken bir yandan da 12 Eylül döneminde göz altına alınan 650.000 kişiden 300.000 kişinin üniversite öğrencisi ve lise öğrencisi olduğunu düşünüp hatta ortaokul öğrencileri de olduğunu düşünüp bunlar üzerinden gençliğe bir mesaj mı vermek istediniz? Yeni bir rejim kurmak isterken. Sadece göz dağı verip idareyi ele almak değil aynı zamanda bir rejim yaratmak istediniz. Bunun ekonomikde alt yapısı vardı, siyasal da bir alt yapısı vardı ve bu siyasal alt yapıya ilişkin darbe başarılı oldu gerekir ise bir daha yaparız diyorsunuz ya hani şu anda sanık olmadığınızı varsayarak. Siz öyle inanıyorsunuz. Oturduğunuz yatağın sanık sandalyesi olmadığını farz ediyorsunuz ama; şu anda sanıksınız ya. Burada da bir hesap hatası var ve ihtas etmeye çalıştığınız rejim ile ilgili bir hata yaptığınızı düşünüyor musunuz? Bu gün bütün bu neo liberal politikalar ile Türk İslam Sentezci kültürel iklim içerisinde şu anda sanık sandalyesine geliyor olmanız darbenizin başarılı olup olmadığına ilişkin bir veri değilmi? Gerçekten başarmış olsaydınız şu anda sanık sandalyesinde olurmuydunuz? İntihar ederim demiştiniz. Belli ki etmemişsiniz. Böyle bir temennimiz de yok. Ama bu konuda size özel bir psikolojik destek veriliyor mu? Bu konuda açıklama yapmak ister misiniz? Böyle bir endişeniz varmı? Gururunuzun halen incindiğini düşünüyor musunuz? Ve ben bu rejimi biz ihtas ettik. Bizi yargılayamaz. Mahkemeniz bile yargılayamaz derken; sadece 12 Eylül döneminde ki 50 kişinin idamını değil son 32 yılda faili meçhuller ile göz altında kayıplarla ve ölen Kürt ve Türk gençleriyle 50.000’i aşkın insanın da sorumluluğunu kabul ediyormusunuz? Ben kurucu iktidarım demek 32 yıldır bu ülkedeki tüm bu ihlallerin de sorumluluğunu almak değilmi? Ve bütün bunlar sırasında çok ciddi bir mal varlığınız olduğunu okudum. Gözlerimle okudum. Bir emekli general olarak bu mal varlığınızın yönetimini özel birine devir etmiş durumda mısınız? Bir destek alıyor musunuz? Bu paranızı işletiyor musunuz? Bir takım ihaleler de katkınız oluyor mu? Yönlendirmeniz oluyor mu? Darbe komisyonuna şu anda da savunmanızda Cumhurbaşkanıyım, Devlet Başkanıyım diyorsunuz. Darbe komisyonu Meclis Darbe Komisyonu sizi davet etti. Sizden sonra ki Cumhurbaşkanlarından Süleyman demirel gidip ifade verdi. Hatta Başbakanımız bile şu anda yazılı olarak ifade vermeyi düşünüyor. Sizde anılarınızı da yazdınız. Madem böyle bir Devlet Adamlığını misyonunu halen sahipleniyorsunuz. Neden Millet iradesinin bu davetine yanıt vermediniz? Bu davanın açılmış olmasının bunda bir etkisi varmı? Şu anda tekrar çağırsalar gidermisiniz? Meclis sizi davet etse Süleyman Demirel gibi gidip ifade verir misiniz? Meclise? Eğer bu deneyimlerinizi paylaşmıyacaksanız neden anılarınızı yazdınız? Dün ki savunmanızda da belirttiniz. Neden anılarınızı yazdınız? Uzatmayacağım. En son bir belge vereceğim Mahkemeye. Birincisi Milliyet Gazetesinin 27 Ağustos Pazartesi tarihli manşetinde; “ODTÜ’de ki bir olay nedeniyle 4 kişinin İstiklam Marşında ayağa kalkmaması nedeniyle verdiğiniz bir ifade var 79 yılında. Bunlar bir avuç azınlık” demişsiniz. Neden bu bir avuz azınlık ile ilgili gereğini yapmadınız. Ve madem bunlar bir avuç azınlıktı. Bunlarla baş etmek için darbe yapma gereği duydunuz. Yine; tesis ettiğiniz siyasal rejim bağlamında 12 Eylül rejimi bağlamında siyasi parti rejimine kadar yeni bir sistem kurdunuz. Mesala size MGK diğer üyeleri, Devlet Başkanlığı, Başbakanlık, MGK Başkanlığı, Genel Kurmay Başkanlığı gibi bütün görevleri verelim dediğinde; siz ne yapıyorsunuz beni de Cemal Gürsel gibi felç etmekmi istiyorsunuz? demiştiniz. Hatırladınız mı? Daha sonra çekinmeden bu görevleri üstlendiniz. Bu sorumluluğu almaktan kaçınmadınız. Örneğin; o dönemlerin siyasal liderleri ile ilgili bunlar tencereyi pisletmişlerdi. Biz temizledik. Yeniden tencereyi verelim. Yeniden pisletsinler. İstedikleri bu. Dediniz mi? Halen bu anlayışta mısınız? Mevcut Türkiye de ki parlamenter rejimi halen bu benzetmelerle mi anıyor sunuz? Ve sırf bu yüzden 10 luk seçim barajını halen savunuyor musunuz? 12 Eylül ün ürünü olan ve bu gün halen tartışılan barajı tartışıyor musunuz? Ve bu tarihsel yüzleşme adına ve sizin o çok ünlü sözünüz bağlamında size bir fotoğraf göstermek istiyorum. Sayın Yargıç zumlasınlar. Kamera görüyor her halde. Bu fotoğraf ta ki çocuğu tanıyor musunuz? Önce görüp görmediğini bir teyid etsek. Başını sallıyor her halde Sayın Yargıç. Tanımıyorum diyor her halde. Bu fotoğrafta ki Erdal Eren sizin ; “asmayalım da besleyelim mi?” dediğiniz devrimcilerden biri idi. Ve sizin ; “biz gelmesek Fatsada kiler gelecek.” sözünüzü hatırlıyor musunuz? Darbeyi yapış gerekçeleriniz arasında saydığınız ve son sözüm tarihin kişiler ile işi yoktur. Kişiler ile uğraşmaz tarih ve gerçekten sizin hakkınızda tarihsel bir mahkumiyet kararı verilecekse bu hüküm bu ülkenin eşik demokratik ve özgür bir Türkiye olması anlamına gelecektir. Bu işin de tek başına mahkemelere bırakılmayacak kadar ciddi bir iş olduğunun bilincindeyiz. Ama şunu söylemek istiyorum. Öldürerek asarak başaramadınız. Bu ülkede halen devrimciler var.”

Sanık sorulan sorulara cevap vermedi.

Bir kısım müdahiller vekili Av. Mehmet Horuş tarafından ibraz edilen belgeler alındı, okundu dosyasına konuldu.

Müdahil TÖB-DER vekili Av. İsmail Çevik söz alarak; “Efendim katılan TÖB-DER Vekili Avukat İsmail Çevik. TÖB-DER Türkiye çapında 630 şubesi ve 200.000 aşkın üyesi ile büyük bir demokratik kitle örgütü idi. Gerek 12 Eylül öncesi ve gerekse 12 Eylül sonrası 630 şubesinde yapılan aramalarda herhangi bir suç unsuru elde edilememiştir. 12 Eylül ötesinden tüm faaliyetleri valilikler sıkı yönetim komutanlıkları ve savcılıkları tarafından soruşturulmuş kimileri hakkında takipsizlik kararı verilmiş, kimileri hakkında ise açılan kamu davalır beraat ile sonuçlandırılmıştır. 12 Eylül sabahı yaptığınız ilk basın toplantısından itibaren tüm yurt gezilerinizde TÖB-DER’in adını vererek suçlamalarda bulunduğunuz ve bu nedenle daha önce soruşturulup takipsizlik kararları ve beraat kararları ile sonuçlanan tüm dosyalar birleştirilmiş yeni bir dava türüne dönüştürülerek derneğin kapatılmasına ve yöneticilerin ağır hapis cezasına çartpırılmalarına neden oldunuz mu? Özellikle Ankara Sıkı Yönetim mahkemesinde görülen dava sırasında yaptığınız suçlayıcı konuşmalar mahkemenin olumsuz yönde karar vermesine neden oluşturmuş mudur? Sayın Kenan Evren TÖB-DER’in yaratılan kaos ortamından sorumlularından biri olarak meydanlarda ve televizyonlarda konuşmalarınız da ilan ederken TÖB-DER’in 210 üyesi öldürülmüş yüzlercesi saldırıya uğramış genel merkezi dahil bir çok şubesi karanlık odaklarca kurşunlanmış binlerce üyesi ise nedensiz olarak yurdun dört bir tarafına sürülmüştür. Sanık mağdur olan derneği ve üyelerini suçlayıcı şekilde meydanlarda hedef tahtası yapmıştır. Yaratılan bu ortam nedeniyle TÖB-DER yöneticileri Sıkı yönetim mahkemelirince ağır cezalara çarptırılmış ve dernek kapatılmıştır. Öğretmenlerin katkıları ile edinilmiş tüm mal varlığına el konulmuştur. Sıkı yönetim kalkmasından sonra bir kısım TÖB-DER yöneticileri sıkı yönetim askeri mahkemesinde aynı suçlamalar ve aynı dosya ile Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesinde yargılanmış ve beraat etmişlerdir. Bu durumu biliyor musunuz? Bu durum sıkı yönetim yargılarının ne kadar adalet içerdiğini açık bir delildir. Sanık ve arkadaşlarının emirleriyle kapatılan tüm dernek, sendika ve siyasi partiler daha sonra açılıp üyeleri ve yöneticileri Milletvekili, Bakan, Başbakan ve Cumhurbaşkanı olurken mal varlıklarının büyük bir kısmı iade edilirken TÖB-DER hala kapalı ve mal varlığı iadesi henüz yapılmamıştır. Bu durum nedeni ile tüm öğretmenlere karşı bir sorumluluk hissediyor musunuz? 12 Eylül öncesi öldürülen TÖB-DER üyelerine 12 Eylül sonrasında Samsun Emniyetinde sorguda işkence ile öldürülen Abdurrahim Aksoy ile gördüğü işkenceler nedeni ile rahatsızlanan ve ceza evinde zamanında gerekli tıbbi müdahale yapılmayarak adeta ölüme terkedilen genel merkez yöneticisi Abdullah Gülbudak’tan haberiniz varmı? 11 Eylül 80 tarihinden önce Çankaya köşkünde yapılan Cumhuriyet Bayramı resepsiyonlarına davet edilen TÖB-DER yöneticileri 12 Eylül 1980 tarihinden sonra nasıl oldu da gizli örgüt üyesi olmuşlardır? Bu konuda ne düşünüyorsunuz? 12 Eylülden bu zamana kadar geçen süre 32 yıl içinde 13 Eylüle gelebildik mi? Sizin kurduğunuz rejim halen devam ediyor mu? Sizin açtığınız yolun virajı ne zaman kapanacak? Kapanmasını ister misiniz? Pişmanlık duydunuz mu?”

Sanık sorulan sorulara cevap vermedi.

Av. Ali Sarıgül söz alarak; “Sayın Başkan keşke sayın General monolog yerine diyalogu seçseydi de konuşabilseydi. Bundan ötürü sizin de işinizi kolaylaştıracağım. Bir çok soruya cevap vermeyeceği için sormuyor olacağım. Ama bir kaç şeyi açıklamak gerekir ve sormak gerekir. Sayın General sizin askeri ihtilalinize kadar yani hükümet darbenize kadar 3’ü başarılı 2’si başarısız darbe olduğu bunları biliyorsunuz. Bu darbeler döneminde sizin darbeniz hariç rütbeniz ve askeri bürokrasi deki göreviniz neydi? 60 darbesi Fethi Gürcan, Aydemir, 71 bunları siz yaşadınız. Tüm bunlarda da subaydınız. Askeri bürokrasi deki göreviniz neydi sayın General? Bu darbelerde dahiliyetiniz oldu mu sizin? Size tevdi edilmiş bir görev veyahut da sizin üstlendiğiniz bir görev var mıydı? Talat Aydemir, Fethi Gürcan idam edilirken yani başarılmamış hükümet darbelerinde siz ne hissettiniz? Geleceğe ilişkin olarak bir kurgu yaptınız mı acaba? Bunlara ilişkin tarihi açıklamalarda bulunabilirsiniz. Yani utangaç davranmak veyahut da sükut buna çözüm değil. Size yönelik bir soru yok çünkü burda tarih. Bilginiz dahilinde. Peki sayın General kartvizitiniz de Orgeneral, Genel Kurmay Başkanı, Devlet Başkanı, MGK Başkanı, Cumhurbaşkanı sıfatları var. Bunların dışında birde aldığnız doktorolar var. Benim aklımda kalan fahri hukuk doktoranız vardı. Siyaset bilim doktoranız da vardı. Türk Dili ve edebiyatı dalında doktora verilip verilmediğini bilmiyorum. Fahri doktora. Ama ikimizde Türkçe konuştuğumuza göre pekala anlaşabiliriz. İkimizin de bu konuda doktora yapmasına gerek yok. Bu doğrudan sizin dünkü savunmanız bağlamında. İç hizmet kanunun bize vermiş olduğu yetkiye dayanarak savunmalarınızda bu var zaten. Cumhuriyeti korumak ve kollamak eğer Türkçe de anlaşıyorsak korumak ve kollamaktan ne anlıyorsunuz? Yani şöyle bir tanım yapılsa bir genç askere giderken karısın ve kız kardeşini bir arkadaşına emanet etse bunu koru ve kolla dese askerden döndüğünde arkadaşından kızını ve karısın istediğinde hayır vermiyoırum korudum ve kolladım ve alı koydum diyebilir mi? Siz cumhuriyeti korumak ve kollmaktan Türkçe anlamında sadece basit Türkçe dili koruma ve kollamayı ele geçirmek darbe yapmak onları yok etmek olarak mı algılıyor sunuz? Türkçe basit Türkçe kuralı bu. Nasıl anlıyorsunuz bir evet hayır diyebilir siniz buna. Sayın General siz bu ülkenin aydınlarına vatan haini dediniz. Bir arkadaşım sordu. Aydınlar davası dilekçesi davasını hatırlıyorsunuz sanırım. Aziz Nesin’i, Tahsin Saracı isim olarak bilirsiniz yani hatırlamıyor da olabilirsiniz. Peki bunlara vatan haini demenizi gerektiren şey neydi. Aydınlar davası dilekçesi nedeni ile dava açılmasına müdahil oldunuz mu? Akhisar konuşmasıydı galiba vatan haini tanımınız. Bir kunduracının sizden daha vatan sever olacağı aklınıza geldi mi? Veyahut balıkçının? Gelmedi galiba. Sayın General uluslar arası mahkemelerde hükme bağlanmış bir metin var. Ki muhtemelen darbe yaparken de bunu biliyordunuz. Durunbet uluslar arası askeri mahkemesinin şartlarının 6. Maddesinin 3. Fıkrası bu bir uluslar arası metin ve Türkiyenin kayıtları içerisindedir ve şöyle tanımlamıştır. Sizin de galiba suçunuz hayır deseniz de budur. Örgütlü grupların sorumluluğunu düzenleyen ceza hukuku ilkelerine göre grup üyeleri suçun işlenmesinde oynadıkları rollerden bağımsız olarak suçlu sayılırlar. Yani siz bu ülkedeki 600.000 göz altı yüzlerce idam yüzlerce işkence altında ölüm fiilen katılmasanız da dahi bu hüküm gereğince suçlusunuz zaten. Gelin bir insanlık yapın. Tarihe karşı sorumlusunuz ya. Evet doğru. O zaman lütfen tarihe bir katkı verin konuşun. İyi bir şey yapmış olursunuz. Allaha can borcunuz var. Birde tarihe karşı konuşmak. Birde karışamaz sınız ama birine karışabilirsiniz. Gelin lütfen konuşun.”

Sanık sorulan sorulara cevap vermedi.

Av. Senih Özay söz alarak; “Sayın Yargıç şimdi ben sanığa ben seni çok suçlu buluyorum ama asıl olan o hakimlerin derdi. Hakimler yasaya vicdana göre karar verecekler. Sen çok suçlusun. Ama benim derdim bu değil. Benim derdim senin yüreğinde bir yara açmak. Onun için çalıştım otellerde motellerde İzmirlerde sorular sordum ama Mahkeme zorunlu olarak beni 3 dakika yaptı belki bi tane dava verirse 4 olur bu. 4 dakika. Şimdi sana ben ne soruyum. Yani o kadar garip sorularım varki. Mesela Mahkeme ziyaret defterleri diye senin defterini aradı. Hakim bey yanılıyorsam düzeltin. Bulamadınız galiba. Bu ziyaret defterini bulamadı Mahkeme sen hatırlıyor musun hani mutfağın üstüne mi koydunuz, bilmem bi yerlerde mi diye soru hazırladım. Cevap verme yok. Yani önemli değil. Yani benim derdim yara açmak. Şimdi bir başvursam gerçekten şeye pişmanlık yasasına vallahi billahi ben genel af çıksın Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya aftan kurtulsun Cumhurbaşkanı affetsin diye deliler gibi çalışacağım. Yap bişey harekete geç. Yani ne olur sanki sen direnmesen de evet evet desen bak nasıl ama gülümsemeye başladı. Yani harekete geçtin. Yap bişey mesela hukuk doktoru verdiler sana ünvan İstanbul Üniversitesinden ben dava açtım geri alın diye. Davayı kaybettim. Yani şimdi Danıştayın önündeyim ama neden Hakimler seni seviyor bazı konularda. Yani neden kaybediyorum ben o davaları. Şimdi Atatürk ödülünü verdiler size ona da dava açtım. Onu da kaybettim. Yaw bunu yani torpil mi yapıyorsunuz diye soruyorum size. Okul isimlerini, sokak isimlerini silmeye başladılar biliyor musunuz? Mesela Kadıköy Lisesi sildi sinirleniyor musunuz bilmiyorum ama Osman bey gitti bana dedi ki Amerika da dedi bir Yüksek okul açıldı. Adı Kenan Evren adıyla şaşırdım. Devlet Bahçeli imzalamış. O dalgayı. Yaw biz siliyoruz, biz sildirmeye çalışıyoruz, Amerikalılar sana nasıl senin isminle okullar açılıyor. Yani biz mi hatalıyız onlar mı hatalı diye not almışım buraya. Bülent Ersoy ile konuştum İstanbul da 8 yıl onu çalıştırmamışsın. Şarkıcılıkta. Deliriyordu gelecekti buralara müdahil olacaktı. Gelmedi. Oda gelmedi, gelmiyor. Neden? Neden diye size soruyum diye buraya not almışım Ama önemli değil. Ama en önemli soru şu; Bizim solcularımız varya bizim solcularımız. On yıl on beş yıl ceza evinde yatmış solcularımız. Bunlar stockholm sendromu mu deniyor ne deniyor. Size aşık mıdırlar nedirler veya kendileri bişey yapıp da o zaman gelip sizi yargılamayı düşünüyorlar. Siz bu konuda bir fikriniz varmı? Nasıl oldu bu iş bu sorum çok önemli arkadaşlar. Son bir dakikaya girdiğimi algılıyorum üç baro dışında bütün barolar yok. Onlarda mı sizden korkuyorlar buraya gelsin. Mersin, Muğla ve Diyarbakır barosu dışındaki barolar sizi çok büyük hukukçu görüyorlar da biz mi göremiyoruz bunu? Sizin yaşlı olduğunuzu, hasta olduğunuzu buraya gelemeyeceğinize dair profesörlerin bir raporu oldu da ondan ordasınız. Ama o profesörler Mahkemenin profesörü değil Mahkeme onlara yemin ettirmedi. Mahkeme onlara para vermedi harcasınlar diye. Rektörlere dekanlara bıraktı. Siz bişey demiyor musunuz buna yani Avukat bey sen haklısın Mahkeme yanlış demiyor musunuz? Demiyor musun? Hatta raporda diyor ki; Ayakta ve oturarak yapamaz sorguyu. Yani ölür mölür diyor. Ama yatarak demiyor. Ben bir avukat olarak geçen duruşmaya gelmedim. Burda yatarak demiyor. Bidaha sorun. Yani keşke kendi doktorunuza sorsanız ama madem bu rektörün dekanın doktorlarına sordunuz onlara bidaha sorun neden yatakta ayakta lafı var. Yatarak yok diyecektim avukat arkadaşlar üzülmesin diye gelmedim geçen duruşmaya. Maliye Bakanlığı Bürokratlarından aldığım bilgiye göre siz bu dava yüzünden Maliye Bakanlığının da dikkatini çektiği ve Mayıs telaşı adı verilen Maliye Bürokrasisin de bankalarınız da hesaplarınız da hareket olmuş. Doğru mudur? Son soru. Masak denen sizinde ara kararınıza cevap veren o örgüt on yıldan evvel bilgi veremezmiş doğru mu efendim? On yıla kadar veririm, on yıldan evveli vermem demiş. Yine Maliye Bakanlığından bir bayan kadın hep kadınlar iyi oluyor. Bir kadın dostumdan aldığım bilgiye göre siz eğer Masak’a terör bağlantılı sözcüğünü kullanırsanız on yıldan geriye gidiyorlarmış. Mahkemeye de söylüyorum sizde biraz üzülün korkun, yüreğiniz acısın diyorum teşekkür ederim. Saoğlun”

Sanık sorulan sorulara cevap vermedi.

Av. Kazım Genç söz alarak; “Sayın Başkan. Sanık beni duyuyor mu acaba? Bir hareketlilik yok ama duyduğunu düşünüyorum. Şimdi Sayın Başkanım ben deminden meslektaşımın resmini gösterdiği yaşı büyütülerek 17 olan yaşı büyütülerek idam edilen Erdal Eren’in ailesinin vekilliğini bu dosyada yapıyorum. Ve keza; gene aynı dönemlerde Gaziantep te asılarak cezası infaz edilen Veysel Güney’in ailesinin avuktlığını yapıyorum. Bu her iki müvekkil yakınları ile ilgili sanığın bir bilgisi var mı bilmiyorum ama. Bu her iki müvekkil yakınlarının iki özel durumu var. Birisinin yaşının büyütülerek asılmış olması, bir diğeri de asıldıktan sonra bugüne kadar hala mezar yerinin ailesine gösterilmemiş olması durumu var. Şimdi Veysel Güney ile ilgili dosyada baktığımızda infaz yapılmış ve infazdan sonra cenaze bir Yüzbaşıya teslim edilmiş. Ve ondan sonra cenaze yok. Keza burada detaylı olarak konuşuldu. Ankara Merkez Kapalı Ceza Evi Raci Tetik’e teslim edilmiş. Diyarbakır Ceza Evi Esat Oktay Yıldıran’a teslim edilmiş. Tüm bunlara rağmen hala sanık ceza evindeki ah o gardiyanlar mı diyor? Hala bu askerleri görmezden mi geliyor? Bu askerlerin hiç mi bir kusuru yok? Hani gardiyanlar yaptı bizim haberimiz yok diye ifadesinde söyledi. Dün de bunlar ne görevdelerdi orada. Bunu bir sormak istemiştim. Bir diğer soru; dün sanık General ifade verirken; “Biz Yüce Türk Milleti Adına Görevi Yaptık, Darbeyi Yaptık. Oradan Aldığımız Güç İle Darbeyi Yaptık ve Biz Kurucu İktidarız.” Mahkeme Heyetini yani Mahkemeyi de kast ederek; “Siz Bizi Yargılayamazsınız.” dedi. Ama biz çok iyi biliyoruz ki Mahkeme de Yüce Türk Hukuku Adına Türk Milleti adına yargılama yapıyor. Yani darbe varken bu Yüce Türk Milleti kıymetli de Mahkeme yargılarken bu Yüce Türk Milleti kıymetsiz mi oluyor? Nasıl oluyor? Ben anlamadım. Yani her ikisi de Yüce Türk Milleti adına görev yapıyorlar. İşinize geldiğinde o Yüce Türk Milleti iyi de Mahkeme sizi yargıladığında o Yüce Türk Milletini niye yok sayıyorsunuz da böyle suskun orada duruyorsunuz? Bunu da ben anlayamadım. Şimdi 12 Eylül dönemi ile ilgili yaptığınız Anayasanın 24. Maddesinde bu zorunlu din dersi uygulaması getirdiniz. Bu refarandumda cemaat kesiminden destek almak için mi yaptınız? Ve şimdi bir pişmanlığınız var mı? Yanılmıyorsam bir televizyon programında ; “biz onu yanlış yapmışız” gibi bir sözünüz kalmış. Hafızamda yanılıyor muyum? Acaba? Darbeden 20 yıl sonra ATV de katıldığınız bir programda Ali Kırca’nın bir sorusuna sizi darbe yaptıktan sonra suikast planları falan geliyor muydu? diye sorulduğunda; “evet Emniyetten dönem dönem bize böyle sözler geliyordu. Hatta biz bir MGK toplantımızda dedik ki ya hangimize karşı bir suikast özellikle bana karşı bir suikast işlenirse hangi örgüt yaptı ise onun ceza evinde olan tüm elemanları asın. Öldürün. ” dediğiniz biliniyor. Hala o düşüncede misiniz? Çok enteresan bir şey. Dün burada ifade verirken dediniz ki; “darbeye teşebbüs yargılanır. Ama biz darbe yaptık. Yargılanamayız. Yargılayamazsınız.” dediniz. Ama ifadenizin devamında da şöyle dediniz; “yani bugün de olsa darbeyi yaparım.” Gene mi teşebbüs edecek siniz? Yoksa? Bak bu suçu işliyorsunuz o zaman. Yani şimdi olanak olsa tekrar darbe yaparım dediğinizde teşebbüs ediyorsunuz gibi olacak. Yani o dediğiniz suçu işleme noktasına geliyorsunuz. Bu askeri tutuklular o dönemde göz altında iken; onları sorgulayanlar o askeri tutuklulara şunu söylüyorlarmış bize gelen duyumlar müvekkillerimiz söylediler. “biz doğrudan Kenan Evren’den emir alıyoruz. Başka hiç kimse bize bir şey diyemez.” Bu doğru mudur? Sayın Başkan ben 100 kadar soru hazırladım ama zaman darlığı nedeniyle bu 10 soru ile idare edeceğim. Bi son soruyu şu bizim çocuklar sorusunu da sorup sizin sabrınızı da taşırmayacağım. Zorlamayacağım. Amerika Haber Alma örgütü Türkiye Şefi Paul Hainze yaptığınız darbeyi kendi devlet başkanlarına haber verirken; “bizim çocuklar bunu başardı.” diyor. Deminden meslektaşım da dedi. Bu Amerikalılar sizin adınıza okul falan da açmışlar. Hala bu sevginiz, bu şeyiniz, siz onların çocukluğu durumunuz falan devam mı ediyor? Yani biz anlamadık. Bu konuda bizi aydınlatır mısınız? Teşekkür ederim. Sayın Başkan.”

Sanık sorulan sorulara cevap vermedi.

Av. Şenal Sarıhan söz alarak; ” Sayın Başkan teşekkür ediyorum. Sanığa sorularımı soracağım. Fakat önce bir gözlemden yada bir durumdan söz etmek istiyorum. 8 Ekim 1982 günü sağ görüşlü Mustafa Pehlivanoğlu idam edildi. Ben sol görüşlü bir avukatım ve sol siyasi davaları izleyen bir avukatım. Mustafa Pehlivanoğlu Balgat Katliamı nedeniyle burada ki eylemi sabit görüldüğü için idam edildi. İdamdan bir gün önce Mamak Kapısında annesini gördüm. Ve annesi ile birlikte ağladık. İdam vahim bir olaydı çünkü. Şimdi de sizin için üzülüyorum. Sorulara yanıt vermeyeceğiz, vermeyeceğim dediniz. Sizi yine sorularla tırnak içine alarak söylüyorum zorlamaya devam ediyoruz. Bu sebeple sizin için de üzülüyorum. Ama arkadaşlarımın son derece haklı soruları var. Ve o soruların önemli bir bölümü çığlıklarımız diye ifade etti. Şimdi ben bir kaç sıradan soru size sormak istiyorum. Siz bu eylemi iki kesime yönelttiniz. Birisi kurumlara yani aralarında siyasi partilerin, derneklerin, sendikaların olduğu kurumlara; diğeri de bireylere, yurttaşlara yönelttiniz. Aslında dün biraz açıkladınız. Beceriksizlerdi dediniz. Ortada sorun vardı, anarşi vardı, evet vardı. Onlar beceriksizdi. Biz yaptık ve bunda yasal haklarımız sebebiyle yaptık dediniz. Merak ediyorum bir hukukçu olarak becerikli olmak ve olmamak acaba bir cezai müeyyideyi getirir mi? Yada becerinin ölçüsü nedir? Demokrat olmak, insan haklarına saygılı olmak mı? Yoksa demokrasiyi ortadan kaldırarak, insan haklarını yok sayarak mı eylemler gerçekleştirmek mi? Örneğin merak ediyorum. Siz çünkü sıkça Atatürk’ün adını da kendi eylemlerinizin bir gerekçesi gibi sundunuz. Atatürk’ün kurmuş olduğu Cumhuriyet Halk Partisini neden kapattınız? Kapatmanın ötesinde bütün bir arşivini neden yok ettiniz? Bir tarihimi yok etmek istiyordunuz? Çünkü Cumhuriyet Halk Partisinin arşivi aynı zamanda sizin korumak ve kollamak adına hareket ettiğiniz Cumhuriyetin tarihidir. Bu tarihi neden yok ettiniz? Siz yeni bir şeymi yapmak istiyor dunuz? Siz Ulusal Kurtuluş Mücadelesi ile kurulmuş bir ülke yerine ABD’nin emrinde ve kumandasında yeni bir iktidar mı oluşturmak, yeni bir yapımı oluşturmak mı istiyor dunuz? Birinci sorum bu. Yine siz laik olduğunuzdan söz ettiniz. Ben son derece iyi anımsıyorum. 12 Eylül de özellikle Güneydoğu da özellikle Diyarbakır’ın semalarında uçaklar ayetli ve hadisli bildiriler attılar. Sizin darbenizin nedenli hukuka tırnak içine alarak söylüyorum uygun olduğunu ifade etmek için. Buna neden gerek gördünüz? Neden dini bir siyasi araç gibi bir siyasi alet gibi kullandınız? Aslında arkadaşlarımın farklı soruları da geldi. Fethullah’a ve o bölgede ki gericiliğe yönelik teşvikleriniz konusunda. Bir başka yöne döneceğim. Siz yeni bir düzen kurmaya çalışıyordunuz ve yargılama yapmaya çalışıyordunuz. Öyle zannediyorum ki şu an da gerçekten rahatsızsınız. Bir Savcıya ifade verirken de rahatsızdınız. Şimdi şöyle olsaydı; siz Savcıya doğal koşullarda ifade vermek yerine önce Emniyete yada öncelikle DAL denilen bir yere yada adı bilinmeyen bir yere alınsaydınız burada bacaklarınızdan ters döndürülerek asılsaydınız elektrik verilseydi kulak memelerinize cinsel organınıza ayak parmaklarınıza size bu darbenin evet hukuka aykırı olduğu kabul ettirilseydi böyle bir şeyi insancıl bulurmuydunuz? Böyle bir koşulda size yapılanları bir insana yapılmış sayarmıydınız ? Ceza evleri inşa ettiniz. Askeri Ceza Evlerini Sivil Ceza Evlerine döndürdünüz. Yani askeri olmaya devam etti. Ama sivil insanları asker kişi saydınız. Şimdi elimde 1980 yılına ait Hizmete Özel Ceza ve Tutuk Evi Talimatı var. Bu talimatı Erdost dosyasından aldım. İlhan Erdost dosyasından aldım. Tek tek o zaman da okumuştum. İlhan Erdost ile ilgili yargılama sürer ikende. Yine baktım. Dün akşam yine baktım. Böyle üstü kapalı normal bir infaz belgesi gibi görünüyor. Avukatlar ile serbest görüşme hakkı var örneğin. Ama ben biliyorum ki avukatlar ile 3 dakika görüşürdünüz. Yani savunma hakkını insanların savunma hakkını 3 dakikaya sığdırdınız. Şimdi sizi de 3 dakikalık bir süre ile avukatınız ile görüştürseler bunu bugün adil bir yargılanmanın bir parçası olarak sayabilir misiniz? Yada siz ceza evinde olsanız ve her sabah komutla kalksanız ve komutla otursanız size eziyet olsun diye İstiklal Marşı söyletseler Bağımsızlık Marşımızı eziyet olsun diye söyletseler sizde vatan duygusu, vatana olan saygı, Kurtuluş Mücadelelerine saygı kalırmı? Ve siz o insanlara bunu uygulayanlara nasıl bakarsınız? Ve daha ötesi; tanımıyorsunuz zannederim belki de tanıyorsunuz. Dün Şahinkaya’ya yönelttim. Her hangi bir yanıt vermedi. İlhan Erdost; önemli bir yayınevinin sahiplerinden. Kardeşi Muzaffer Erdost şimdi kardeşinin adını da taşıyor. Muzaffer İlhan Erdost. Siz ceza evine götürülseydiniz bu sebeple tutuklansaydınız ve ceza evinin kapısında sizi bir aracın içine alıp kıyasıya dövselerdi öldüresiye dövselerdi siz bunu hukuka uygun bir eylem bir işlem olarak sayabilir miydiniz? İşte İlhan Erdost şu sizin hazırlamış olduğunuz ceza ve tutuk evi talimatının tamamen aksine böyle bir aracın içinde Askeri bir aracın içinde askerlik yapmakta olan erler, Astsubaylar ve bütün bunlara komuta eden adı bugün sıkça edildi Raci Tetik’in emirleriyle dövesiye öldürüldü. Burada arkada ayağa kalkıp size kendisini göstermesini gereken pek çok genç insan var. Bunlardan birisi Abdullah Gülbudak’ın kızı. Benim eski mesleğim sebebiyle meslektaşımın kızı. Bu çocuklar büyüdüler ve bu davaları izliyorlar. Başka platformlar var. O platformlar da babalarını belki hiç görememiş olan çocuklar, babalarını hiç kucaklayamamış olan çocuklar yada Erdal gibi büyüyememiş o yaşta kalmış olan çocuklar idam edildikleri için göz altında kayıp edildikleri için yok edilmiş çocuklar büyümeden bir yerlerde bekliyorlar. Neyi bekliyorlar. Adaleti bekliyorlar. Arkadaşlarım ifade etti. Siz kendi vicdanınız ile hesaplaşmalısınız. Kendi vicdanınız ile hesaplaşırken bugün bizim sizden beklediğimiz tek sözcük şudur. “Darbeler Kötüdür. Darbeler Yanlıştır. Bir Halk Kendi İradesiyle Kendi Geleceğini İnşa Eder.” Keşke bunu diyebilseniz. Teşekkür ediyorum.”

Sanık sorulan sorulara cevap vermedi.
Sanıklar müdafinden soruldu: Bir önceki celse vermiş olduğum beyanlarımı aynen tekrar ederim. Dedi.
Saat:15:05 de devam edilmek üzere yargılamaya ara verildi.
Saat: 15:05 de duruşmaya kaldığı yerden devam olundu.

Mahkeme Başkanı; “Adaletli olmak adına müdahilliğine karar vermiş olduğumuz kişilerden avukatı olmayan her hangi bir müdahil varsa ona söz hakkı vermeyi düşünürüz. O tarz biri varsa salonun bu tarafına alabiliriz. “
Müdahilliğine karar verilip müdafi olmayan kişilerden salonda sadece Şükrü Bütün’ün olduğu anlaşıldı.
Müdahil Şükrü Bütün söz alarak; “Sayın Kenan Evren; asırlar önce verilen İskilipli Ebu Suut Efendinin insanlık dışı fetvaları doğrultusunda Çorum da , Maraş ta yüzlerce Alevi vatandaşların işyerleri yağmalandı, yakıldı. Nüfus cüzdanlarına göre hunharca katledildiler. Bu katliamlara bir bakıma seyirci kalındı. Acılar bal eylendi. Sağ duyulu demokrat onca sünni insanlarımız da kardeşlerine komşularına haksız yere yapılan tüm bu olup bitenlere derinden üzüldüler. Darbenin oluşması için yakın tarihimize kara bir leke olarak geçen Çorum , Maraş olaylarının 12 Eylül’e giden yola düşen kana bulanmış kırmızı halı niyetine mi serdiniz? 12 Eylül de herkes bir bedel ödedi. Kimisi sakat bırakılarak, kimisi zindana genç girip ihtiyar çıkarak. Kimisi aklını kaybederek, kimisi de dar ağacında iskemleye tekme atarak. Siz hangi bedeli ödediniz Sayın sanıklar? Yoksa ödüllendirildiniz mi? Kanlı Çorum Olaylarının mağduru olan kimsesi olmayan insanların kimsesi olarak, sesi olarak suçu Çorum da Erzincan Sıkı Yönetim Mahkemelerinde mağdurları savunan Şükrü Bütün’ü tutuklamakla da yetinmeyip hücreye atılması adaleti o günün Çorum Olayı suçlularına verilen bir moral mesajı mıydı? Saldırganlar teşvik edenler isyanı örgütleyenler Dede Musa Solmaz, Ahmet Doğan, gencecik doktor adayı Süleyman Atlas, Gökşen Kartal anayı ve 60 ı aşkın insanımızı canavarca katleden katiller ortada dolaşıp volta atarken Çorum Olayının mağdur temsilcisi sayılan Çorum CHP İl Başkanı Cemal Solmaz, Çorum CHP Milletvekili Ethem Eken, Çorum CHP Milletvekili Şükrü Bütün, CHP li Ünal Şen, Rıza Ilıman, Hıdır Cengiz, Haydar Kurt, Ali Kurt, Sami Akpınar, Cemal Şahin gibi yüzlerce kişinin tutuklanması o gün kü Çorum Olayları elebaşısının yüreklerine su serpmek için mi yapıldı? Bu olaylar onları cesaretlendirmiş midir? O günün güya tarafsız rejiminin adalet anlayışı bu mudur? Hele Çorum Olaylarında tarafsız görev yapan Amasya Tugay Komutanı Şahabettin Paşanın o görevden hemen sonra emekli edilmesinde bir kasıt varmıdır? 12 Eylül ara ara olduğu kadar da kara rejimin yakın tarihimiz yönünden kara bir leke olduğunu toplumumuz ezici çoğunluğu ile kabul ettiğine dava konusu olduğuna göre siz de bu kara lekenin mimarlarından olduğunuzu kabul ediyor musunuz? 12 Eylül sanığı Şükrü Bütün karşısında davanın sanığı Kenan Evren’e sorulacak binlerce sorudan bir kaçını sormuştur. Soruları cevaplamayacağınızı sanıyorum. Susmanın ikrar olduğunu bile bile olsa da. Öyle ya “Keser Döner Sap Döner, Gün Gelir Hesap Dönermiş. ” sembolik de olsa o gün bugünmüş. “

Sanık sorulan sorulara cevap vermedi.

Av. Gökçesu Özgül söz alarak; “Teşekkür ederim önce söz verdiğiniz için. Av. Gökçesu Özgül. Her ne kadar Türkiye Cumhuriyetinin somut koşullarının o dönemde darbe yapmayı gerekli kıldığını demeçlerinizde de söyledi iseniz; bazı ifadeleriniz bize bu fikri uyandırmıyor. Mesela 1961 Anayasası ile ilgili o Anayasa dediğiniz elbise bize bol geldi. İçinde oynamaya başladık. Anayasanın içinde bir çok açık kapılar vardı. Kötü niyetlilere fırsat veren o açık kapılar kapanmadığı için 12 Mart geldi. Diye bir ifadeniz var. Bunun akabinde 19. Genel Kurmay Başkanı Necdet Üruğ’un anılarınızda geçen işkenceciler ve işkence yapanlardan şikayetçi olduğuna dair beyanlar var. Ve biraz önce meslektaşım Fikret Bey de beyan etti. Berfo Kırbayır’ın oğlu Cemil Kırbayır’ın sapasağlam göz altına alındıktan sonra 32 yıldır aranıp bulunamayan naaşı var. Bunları bu kadar hızlı geçiyorum. Sırf sözüme sağdık kalabilmek adına. Kısa tutacağım demiştim sözümü çünkü. Siz Meclis İnsan Hakları Komisyonunun bir raporu var. Tutarsız ifadeleri yer alan Selçuk Akyıldız tanır mısınız kendisini bilmiyorum ama. Cemil Kırbayır’ın sorgusunda yazıcıymış. Ödüllendirmişsiniz onu. Sayın Evren; siz neyi ödüllendiriyorsunuz tam olarak. İşkenceyi ve işkencecileri mi? Tüm uluslar arası sözleşmeler kapsamında değerlendiğimizde yaşam hakkının dokunulmaz olduğu sonucu ortaya çıkıyor. Ve bu hiç bir istisnai durum harp hali , harp tehditi ve siyasi istikrarsızlık durumunu kabul etmiyor. Hiç bir istisna görmüyor yani. Ama siz belirli bir takım durumları işkenceye gerekçe olarak gösterdiniz. Yaşadığımız, burada anlatılanlar okuduklarımız hepsi aynı gerçeği ortaya çıkarıyor karşımıza. İşkencede ölenlerin yada yargılanmadan infaz edilenlerin çocukları, yakınları size soru sorduğunda ne cevap verdiniz? Merak ediyorum. Yani aslında bir şey söylemiyorsunuz. Merak etmeye de çok gerek yok. Burada da çünkü sessiz kalıyorsunuz. Ama şu bir takım sorulara cevap veriyor olmanız susma hakkınızı kullanmadığınızı gösteriyor. Acaba bütün bunların sorumluluğunu alıyor musunuz? Eleştiriniz 1982 Anayasasının şu an ki hali ile mi ilgilidir? Halbu ki bu Anayasa sizin Orhan Aldıkaçtı ya talimat vererek yaptırdığınız onun da merak etmeyin bundan sonra Sosyalizme dair hiçbir tehlikemiz olmayacak diyerek arkasında durduğu Anayasadır. Hakkınızda dava açılırsa intihar edeceğinizi söylediniz. İyi ki etmemişsiniz. Çünkü sizden hesap sormaya gelen pek çok insan var. Bende bunlardan bir tanesiyim. 28 yaşımdayım. Her gün adınızı duyuyorum. Göz altında kayıp edilen Cemil Kırbayır’ın annesi Berfo Kırbayır şu an hasta ve o yüzden gelemiyor buraya. Ama 32 yıldır oğlunu arıyor. İki defa 104 yaşına rağmen İstanbul dan kalktı buraya kadar geldi. Ve her gün saçını taradığında tarağına gelen saç tellerini topluyor. Ve tek sorunu öldükten sonra oğlunun kemikleri eğer bulunursa bu konuda DNA testi yapılıp yapılamaması. Sizin öldükten sonra arayacağınız bir şey varmı hayatınızda? Ben gerçekten bunu çok merak ediyorum. Ve son bir tek bir şey soracağım. Lütfen buna cevap verin. Hiç bir şeye cevap vermiyorsunuz ama. Şunu çok merak ediyorum. 1980 Askeri Darbesi ile beraber Türkiye de asimilasyonlar oldu. Kürtlere karşı. Alevilere karşı. Sosyalistler öldürüldü bu ülkede. Siz arkanızda binlerce ölüm bıraktınız. Binlerce kayıp bıraktınız. Laikliğe gölge düşürdünüz. Zorunlu din dersi getirerek. Mehmet Ağar gibi operasyonlara karışan bir sürü ölüme adını yazdıran birinin önünü açtınız. Peki Türkiye’nin bugünkü halinden memnun musunuz? Memnun olduğunuzu düşünüyorum. Bu kadar sorumluluğun arkasında durduğunuz için bu kadar şeye göğüs gerdiğiniz için. Ben bu sessizliğinizi memnuniyetinize yoruyorum. Teşekkür ediyorum.”
Sanık sorulan sorulara cevap vermedi.

Mahkememizce duruşmaya ara verildiğinde Maliye Bakanlığı Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığının Türkiye Büyük Millet Meclisi ve kamu oyunda bilinen şekliyle “Darbeleri Araştırma Komisyonu”nun talebi üzerine Ahmet Kenan Evren, Ali Tahsin Şahinkaya, Nurettin Ersin, Nejat Tümer ve Osman Sedat Celasun ile bu kişilerin birinci derece yakınları, kardeşleri, torunları ve birinci derece kayın hısımlarının 01/01/1977 – 24/09/2012 tarihleri arasında ki mal varlıklarındaki esaslı değişimlerle ilgili rapor hazırlanmasının talep edilmesi üzerine; raporun hazırlanarak komisyona gönderildiği ve iki klasör halindeki rapor ve eklerinin bilgi mahiyetinde Mahkememize gönderildiğine ilişkin yazısı okundu söz konusu klasörler dosya içine konuldu.

İddia makamından soruldu: Genel Kurmay Başkanlığı ve MİT müsteşarlığına müzekkere yazılarak 11/09/1979 tarihinde faaliyete geçen Haydar Saltık’ın başında bulunduğu çalışma grubuna ilişkin her hangi bir bilgi, yazışma, toplantı ve karar tutanağının bulunup bulunmadığının , yine MİT müsteşarlığına müzekkere yazılarak 27/05/1980 tarihinde öldürülen eski bakan Gün Sazak’a yönelik eyleme ilişkin her hangi bir bilgi bulunup bulunmadığı hususunun sorulmasına, TBMM darbeleri araştırma komisyonunun çalışması tamamlandığında oluşacak raporun bir örneğinin incelenmek üzere istenilmesine, ayrıca yeni katılma taleplerinin yargılamanın geldiği aşamada gözetilerek reddine karar verilmesi talep olunur. Dedi

Av. Arif Ali Cangı söz alarak; “Sayın Başkan daha önce gelen MASAK raporunun fotokopisini alamadık. Bu nedenle detaylı inceleme yapamadık. Çünkü Mahkemenin de saatlerce inceleme yapabileceğimiz bir yer sunulamadı. Zaten biz klasör dolusu bir evrakın Mahkeme Salonunda veya bir kenarda inceleme olanağı yok. Bu nedenle biz müdahil taraf olarak o dosyada ki bilgilerin gerekli denetimlerini yapamadık. Mahkemenizin önüne bazı ip uçları veremedik. Şimdi gördüğümüz kadarıyla daha geniş bir rapor gelmiş durumda. Bu kez sınırlama koymayınız. Mutlaka o dosyadan fotokopi almak istiyoruz. Dosyanın eğer kamu oyuna açıklanması gibi bir sınırlamanız olacaksa onun biz sorumluluğunu taşımaya hazırız. Ancak biz müdahil vekiller olarak dosyanın fotokopisinin verilmesini istiyoruz. Bir diğer talebimiz bugün kü 3 günlük duruşma kayda alındı. Ve şimdi tutanağa geçirilecek. Tutanak ile birlikte kaydın CD’sinin verilmesini istiyoruz. Zira kaydın tutanağa geçirilmesini denetleme olanağımız yok. Bu nedenle tutanak ile birlikte CD’lerin de birer kopyasını istiyoruz. “
Av. Mehmet Horuş söz alarak; “Av. Mehmet Horuş. Meclisin raporundan basına yansıyan bilgilere göre yani 12 Eylül değerlendirmesi içerisinde özellikle Genel Kurmayın halen bilgi ve belge taleplerini ketum tavır aldığı yönünde bir değerlendirme var. Şimdi bu ara karar bu yüzden gecikebilir. Ben şöyle bir öneride bulunacağım. Talep edilen yazışmalar ile ilgili mevcut darbe planının ve o dönemde ki yazışmaların mutlaka yasal işleyiş içinde tutanak ve yazışma prosedürü içerisinde yapılmış olması şart değil. Eğer ellerinde bu belge yoksa ilgili döneme ilişkin yazışmalarda bunun da tespiti talep edilsin. Yani elimizde belge yok denildiğinde bunun tekidine yada cevap vermediğine, gerçekten olmayadabilir. Gizlemiş de olabilirler. “

Av. Kazım Genç söz alarak; “Sayın Başkanım meslektaşlarım bazı konularda bazı evrakların celbini talep ettiler. Fakat dosyanın gelmiş olan bu aşamasına ve sanıkların gerek dün ve gerek ise bugün vermiş oldukları Mahkemeye ilk ifadelerinde bir şeyi çok açık ve çok net olarak ortaya çıktı. Zaten bilinen bir şeydi. Yani çok somut bir gerçeklik var. Bu iki sanık General 12 Eylül Askeri Darbesinin en üst noktasındalar ve tüm Türkiye kamu oyu bunu en ince noktasına kadar biliyor. Yani bu mesele bir anlamda şu yani Güneş in doğudan doğduğunu biliyoruz. Batıdan battığını biliyoruz. 12 Eylül darbesinin Genel Kurmay Başkanının sanık Orgeneral Kenan Evren, konsey komutanlarından birisinin de sanık Orgeneral Ali Tahsin Şahinkaya olduğunu biliyoruz. Bu çok açık. Tüm bilgi, belge doküman dosya kapsamına baktığımızda bu husus artık o kadar tartışmadan uzak ki; buna yönelik tevsi tahkikat talebinde bulunmayı yersiz, gereksiz ve davayı uzatmaya yönelik olarak gördüğümüzü ifade ediyorum. Bu konuda sayın Mahkeme de eğer bizim görüşümüzde ise; dosyanın esas hakkında mütala verilmek üzere savcılık makamına tevdini talep ediyorum.”

Av. Senih Özay söz alarak; “Efendim ben artık yaşlandım. Kulağımda iyi duymuyor. Ben sayın Savcılığın Genel Kurmayda ve MİT’te kalıntı kırıntı bilgi belge varsa gelsin ve bir de TBMM pek yaman bir komisyon kurdu her kes izleyip duruyor onun raporu da gelsin. Ben başka şey tevsi tahkikat görmüyorum mu demek istedi. Mahkemeniz savcılığa rağmen bana şey vermiyor. Yani sizinde esasen soruşturmanın genişletilmesi yolunda bir boşluk gördüğünüzü göremiyorum. Çünkü birinci yada ikinci celsede Hasan Fehmi Güneş gibi eski bakanları telaffuz ettiniz diye hatırlıyorum. Yani benim beynim yanlış mı hatırlıyor bilmiyorum. Böyle boşluklar devam ediyormu. Ben ona göre pozisyon almak istiyorum. Şimdiki ara kararınızla benim bunu görmeme yol açın. Yani ben koku alayım bari.”

Av. Yücel Bulut söz alarak; “Sayın savcılığın mütaalasında belirttiği talepten de belirttiği zaten bizim tevsi tahkikat dilekçemizde sunulan taleplerimizin bir kısmıdır. Fakat eksik olarak sayın Savcı tarafından dile getirildi. Biz davanın başından beri Gün Sazak suikastine ilişkin MİT, Emniyet Genel Müdürlüğü ve Genel Kurmay Başkanlığı nezdinde ki her türlü bilgi ve belgeyi talep etmiştik. Buna ek olarak dönemin Sıkı Yönetim Komutanı Nihat Özer’in sayın Mahkeme huzurunda tanık sıfatıyla dinlenmesini talep etmiştik. O celsede de Cumhuriyet Savcısı da aynı talepte bulunmuştu. Buna ek olarak da yine; Tekel Eski Genel Müdürü Esat Uçan, Ankara Valisi ile görüşme yaparak korumayı tekrar tahsis ettirmek isteyen Esat Uçan’ın da sayın Mahkeme huzurunda tanık olarak dinlenmesini talep etmiştik. Buna ek olarak da; Mahkemeniz için çok fazla bir kırtasiye yaratmayacağını düşünüyoruz. Ankara 2 Nolu Sıkı Yönetim Askeri Mahkemesinin 1981/304 esas sayılı Gün Sazak suikastı dosyasının dosyamız içerisine alınmasını talep ediyoruz. Buna ek olarak başından beri ifade ettiğimiz 30 Haziran 1979 tarihinde MHP Genel Merkezi ve MİSK Eğitim Merkezine düzenlenen silahlı saldırıya ilişkin olarak Emniyet Genel Müdürlüğüne yazı yazılarak 30/06/1979 tarihinde MHP Genel Merkezinin bombalanması ve otomatik silahlarla taranmasına adı karışan Emniyet görevlilerinin tam listesinin istenmesini, aynı kurumdan adı geçenlerle ilgili olarak yapılan İdari ve Adli Soruşturmalara ilişkin eğer ellerinde bulunan bilgi ve belgelerin dosya içerisine alınmasını, MİT Müsteşarlığına yazı yazılarak MHP Genel Merkezine yapılan bombalı ve silahlı saldırıya ilişkin olarak ellerinde bulunan tüm kayıt ve dokümanlar ile varsa istihbarat raporlarının istenilmesini talep etmiştik. Aynı talebimiz Genel Kurmay Başkanlığı için de geçerli. Bu kapsamda değerlendirilmesini talep ediyoruz. Siz sanıklara bizim dilekçemizde yer aldığı için yönelttiğiniz sorulardan bir tanesi de bu çalışma grubunda yer alan Kurmay Subaylardı. Buna cevap vermediler. Biz tarihe not düşmek adına şu an burada söylüyoruz. İsimlerini açıklamayı uygun bulmuyorum ama şu an kendileri zaten Haydar Saltık’tan öğrendiklerini uygulamaya devam ettikleri için bir başka darbe kapsamında tutuklular. Fakat huzurda ki yargılamanın ilk elden en önemli kanıtları bu iki isim olduğu için isimlerinin ortaya çıkarılması gerekiyor. Biz kişilik haklarına bir saldırı mahiyeti taşımasın diye elimizde somut bir veri olmadığı için bunları açıklama ehliyetine sahip değiliz burada. Bir siyasi parti olarak bu isimleri dile getirmemiz çok doğru değil. Çünkü elimizde somut vesika yok. Biz tanıyanların bize verdiği bilgilere istinaden bunları söylüyoruz. Ha keza; Yemin Metninin kim tarafından hazırlandığını sormuştuk. Zaten Yemin Metninin karşılığında ödüllendirildi ve uzun bir süre Yüksek bir Yargı Makamının Başkanlığını yaptı kendisi. Umut ediyoruz ki sanıklar nedamet getirir ve bu isimleri açıklarlar. Bizim açıklamaya ehliyetimiz yok ama tarihe not düşmek adına söylüyorum. Diğer tevsi tahkikat taleplerimizin de kapsamlı bir şekilde değerlendirilerek kabul edilmesini talep ediyorum.”
Sanıklar müdafinden soruldu: “Öncelikle TBMM Araştırma Komisyonundan geldiği belirtilen Anayasanın 6/son maddesine açıktan aykırı olan rapor hakkında yasal haklarımız saklıdır. İkinci olarak 27 Temmuz 2012 tarihinde Mahkemenize bilgi mahiyetinde vermiş olduğum taleplerim ilgili Başbakanlık, Cumhurbaşkanlığı, TBMM ve ilgili Bakanlıklar tarafından red edildi. Bu güne kadar cevap verilmedi. Dolayısıyla o dilekçelerimde ki taleplerimi kovuşturmanın genişletilmesi olarak Mahkeme aracılığıyla talep ediyorum. Bir başka talebim; iddianamede aynen darbeye zemin oluşturmak isteyen güçler ülke yönetiminin askeri otoritenin eline geçmesini isteyen güçler, Askeri Darbeye zemin oluşturmak amacıyla devlet içinde yönetimi ele geçirmek isteyen güçler, toplumda kaos oluşturmak ve yönetimi ele geçirmek isteyen güçler, ülkenin kaos ve çatışmaya sürüklenerek yönetilmez hale getirilmesini isteyen güçler ve ABD’nin güdümünde Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından ihtilal yaptırıldığı iddialarıyla ilgili fiil ve olguların kişi, yer, tarih ve zaman dilimi ile yani CMK.’nın 170/3-i ye göre ve bu fiil ve olguları temsil eden delillerinin yine CMK.’nın 170/3-j ye göre neler olduğunun madem ki bu dava tarihi bir dava ve hepimiz tarih önünde bu maddi gerçek ortaya çıkmasına katkıda bulunacağız. Bu durumun Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına sorularak açıklattırılmasını talep ediyorum. Çünkü belirsiz güçler, belirsiz odaklar, belirsiz kişi veya gruplar gibi soyut ve belirsizlikten hareket ile iddia edilen olaylar la ilgili değerlendirmelere baktığımız zaman nedensellik içerisinde iddia edilen darbeye hazırlık basamaklarının bu şekilde döşendiği iddiası var. Dolayısıyla biz kamusal savunma makamı olarak savunmayı tam ve gereği gibi yapabilmemiz için bu konuların neler olduğunu bilmemiz ve yüksek Mahkemece bunun iddia makamından açıklattırılmasını talep etmekteyiz. Bu aşamada söyleyeceklerimiz ve taleplerimiz bundan ibarettir.”

Dosya incelendi.

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ :
1-) Gerçek Kişilerin müdahale talepleri ile ilgili olarak ;
Sanıklar Ahmet Kenan EVREN ve Ali Tahsin ŞAHİNKAYA haklarında açılan kamu davasında sanıkların yargılandıkları suç, suç tarihi, suçla korunan hukuksal değer, b u suçun işlenmesi sırasında aleyhlerine işkence kötü muamele ve benzeri nitelikte suçlar işlendiği iddia edilen gerçek kişilerin sundukları belgeler, haksız gözaltı ve tutuklama ile ilgili olarak yasalardan kaynaklanan başkaca hukuksal yolların bulunması hususlarının birlikte değerlendirilmesi karşısında ;
Suçtan zarar zarar görmüş olma ihtimali ve usulüne uygun olarak yapılan talep doğrultusunda CMK’nın 237 ve devamı maddeleri uyarınca ;
a- 12 Eylül 1980 darbesi sonrasında ceza evinde öldüğü anlaşılan Mehmet Osman ÖNSOY’un kardeşi Ali İbrahim ÖNSOY ‘un davaya müdahil olarak KABULÜNE,
b- Bu koşulları taşımayan ve gerekli belgeleri sunmayan diğer özel kişilere ilişkin müdahale taleplerinin REDDİNE,
2-) Genel Kurmay Başkanlığı’na yeniden yazılacak müzekkere ile daha önce sorulan ancak cevap verilmeyen hususlar ile ilgili ;
A-a) “12 Eylül 1980 darbesi” öncesinde Genel Kurmay Başkanı ve Kuvvet Komutanları arasında toplantılar yapıldığı iddia edildiğinden bu toplantılara ilişkin tutanakların onaylı bir örneğinin gönderilmesinin istenilmesine,
b) “12 Eylül askeri darbesi” öncesinde hazırlandığı iddia edilen Bayrak Harekat Direktifinin onaylı bir suretinin gönderilmesinin istenilmesine,
c) “12 Eylül 1980 askeri darbesinin” yapıldığı gün ve akabindeki günler ile ilgili hazırlanan planların onaylı bir suretinin gönderilmesinin istenilmesine,
B-) Ayrıca Haydar Saltık tarafından hazırlandığı belirtilen raporun onaylı suretinin ve bu raporu hangi ekiple hazırladığını tespiti ile bildirilmesine,
C-) Bu belgelerin gönderilmemesi halinde sonuç olarak bu belgelerin varlığı açık olduğundan bu belgelerin bulunamayışının sebebi ile Askeri Mevzuata göre imha edilmişler ise buna ilişkin belgelerin gönderilmesinin istenilmesine,
3-) Sanıkların mal varlıklarının araştırılması ile ilgili olarak MASAK’dan gelen rapor ve eklerinde dava dışı kişilerle de ilgili gizli kalması gerekebilen mali bilgiler içerdiğinden ve bu celse gelen raporda da aynı şekilde dava dışı kişilerle ilgili bilgiler bulunduğundan;
Daha önce gelen raporu da içerir klasörlerde dahil olmak üzere tüm rapor ve eklerinin bugünden başlamak üzere 15 gün süre boyunca örnek alınmaksızın incelenebilmesine, akabinde bu belgelerin emanete alınmasına,
4-) 27/05/1980 tarihinde öldürülen eski bakan Gün Sazak’a yönelik eyleme ilişkin her hangi bir bilgi bulunup bulunmadığı hususunun sorulması için MİT müsteşarlığı ve Emniyet İstihbarat Daire Başkanlığına müzekkere yazılmasına,
5-) Kamu oyunda TBMM Darbeleri Araştırma Komisyonu olarak bilinen Komisyon Başkanlığına yazılacak müzekkere ile;
a-) Komisyonun 12 Eylül ile ilgili raporunun hazırlanması beklenmeksizin darbeye giden süreçte darbede yer alan kişilerin yaptıkları toplantı ve aldıkları karar ve planlar ile ilgili; ilgili kurumlardan her hangi bir belge geldi ise bu belgelerin gönderilmesinin istenilmesine,
b-) Komisyonun 12 Eylül ile ilgili raporunu tamamlaması durumunda sadece bu bölüme ilişkin raporun gönderilmesinin istenilmesine,
c-) Komisyonda görev alan Milletvekillerinin basına yaptıkları açıklamalarda bir kısım darbe yada muhtıralarla ilgili olarak devletin farklı kurumlarından “Devlet Sırrı” veya bu nitelikte değerlendirilmese dahi “Çok Gizli, Gizli” nitelendirmeleri ile belgeler geldiği, bu belgelerin niteliği dikkate alınarak rapora eklenmeyeceği, ancak TBMM arşivlerinde saklanacağı yönünde ifadelere yer verildiğinden CMK.’nın 125. Maddesi de dikkate alınmak suretiyle bu nitelikte 12 Eylül ile ilgili bir belge gelmiş ise bu belgelerin Mahkememize gönderilmesinin istenilmesine,

6-) Mahkememizde 3 gün süren duruşmanın 2 ve 3. günkü duruşmalarının belirli bölümünün CMK.’nın 219.maddesi uyarınca teknik araçlarla kayda alındığı dikkate alınarak CMK.’nın 183.maddesindeki düzenleme de dikkate alınarak; ses ve görüntü kayıtlarına göre düzenlenecek tutanağın taraflara verilmesine, talep veya itiraz halinde ses ve görüntü kayıtlarının kovuşturma makamı gözetiminde ilgilisine izletilebilmesine, bu kayıtların CD halinde verilmesi talebinin reddine,

7-) Mahkememize açılan davada sanıkların yargılandıkları suç ve sevk maddeleri de dikkate alındığında; davaya yenilik getirmeyeceği anlaşılan; müdahil vekilleri ile sanık müdafilerinin diğer tevsi tahkikat taleplerinin reddine,

😎 Başbakanlık MİT müsteşarlığına yazılacak müzekkere ile iddianamede de yer verilen 01 Mayıs 1977 olayları öncesinde İstanbul Yeşilköy Hava Alanına indikten sonra İntercontinental Oteline yerleştikleri iddia edilen yabancı ülke ajanları ile ilgili ellerinde bulunan belgelerin gönderilmesinin istenilmesine,

9-) CMK.’nın 219. Maddesine göre bugünkü duruşmanın vakit geçirilmeksizin yazılı tutanağa dönüştürülmesine,
10-) Mahkeme dışında görev yapan Naip Hakim ve diğer personel için sarf kararı düzenlenmesine,
Bu nedenlerle duruşmanın 17/01/2013 günü saat: 10:00 ‘a bırakılmasına oybirliği ile karar verildi. 22/11/2012
Şeklinde çözümü yapılmıştır. 23/11/2012

Katip 136018 Başkan 33990

Paylaş