Etkin Haber Ajansı / 08 Mayıs 2012 Salı, 11:04
12 Eylül davasına müdahilliği kabul edilen Süleyman Cihan’ın ağabeyi Ahmet Cihan, “Davanın sonucunu halk ve sokak belirleyecektir” dedi.
İSTANBUL (Arzu Demir)- Gözaltında işkenceyle öldürülen Süleyman Cihan’ın ağabeyi Ahmet Cihan, Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesi’nde süren 12 Eylül davası için “tarihi fırsat” dedi. Davanın kapatılan Süleyman Cihan dosyasının yeniden açılması olasılığını gündeme getirdiğini söyleyen Cihan, “Bir dönemin hesabını sormak için davaya müdahil olduk” dedi. Ahmet Cihan, davanın sonucunu ise halkın davaya ilgi ve müdahalesinin belirleyeceğini vurguladı, “Sokak davanın sonucunu belirleyecek” diye belirtti.
Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen 12 Eylül davasına müdahilliği kabul edilen Süleyman Cihan’ın ağabeyi Ahmet Cihan, 11 Mayıs’ta görülecek dava öncesinde ETHA’nın sorularını yanıtladı.
Kardeşi Süleyman Cihan’ın 1981 yılında işkence ile öldürüldükten sonra “intihar etti” süsü verilmek için apartman atıldığını hatırlatan Ahmet Cihan, kardeşinin dosyasına ilişkin şu bilgiyi verdi:
“Dosyada tıbbi işkence bulguları var. İsmi ilk günden bilinmesine, ailesi ve avukatlarını ısrarlı aramalarına rağmen ‘kimliği meçhul’ diye Adli Tıp Kurumu’na gönderildi. Ardından Kimsesizler Mezarlığı’na gömüldü. Suç delilini gizlemek için, 3-3,5 ay sakladılar. Savcı Erdoğan Savaşer, kovuşturmaya yer olmadığına karar verdi. Buna yaptığımız itirazı askeri savcı yerinde gördü, dosyayı sıkıyönetim mahkemesine gönderdi. İstanbul Sıkıyönetim Mahkemesi, “İstanbul’da sıkıyönetimin kaldırıldığını, bu nedenle dosyanın sıkıyönetim olan bir ile gönderilmesi”ni istedi. Oysa, sıkıyönetimin kaldırılmasına ilişkin yasada yürüyen davalar ve soruşturmalar yetki kapsamındaydı. Dosya gönderildiği Diyarbakır Sıkıyönetim Mahkemesi’nde kapatıldı. 2011 yılında dosyadaki bütün doktor raporlarını yeniden inceleme yapılması için Çapa Tıp Fakültesi’ne gönderdik. Buradan çıkan raporda, işkence bulguları ayrıntılı bir şekilde tespit edildi ve öldürüldükten sonra apartmandan atıldığına dair kanaat bildirildi. Bütün bu belgeleri toplayarak, dava için başvuruda bulunduk.”
“Örtbas edilen bu cinayet soruşturmasının yeniden açılmasına inandığımız için bu hazırlığı yaptık” diyen Cihan, avukatı Erdoğan Aydın ile birlikte 12 Eylül davasına iyi hazırlandıklarını söyledi, “12 Eylül ile ilgili yargılama yolunun açılması Süleyman Cihan dosyasını yeniden ele almamızı sağladı. Biz de bu kapsamda hazırlığımızı yaptık” dedi.
‘YARGILAMA TARİHİ BİR FIRSAT’
Yargılama için “tarihi fırsat” değerlendirmesinde bulunan Ahmet Cihan, “Biz 32 yıldır bu cinayeti konuşuyoruz. 60’a yakın kişi, öldürüldükten sonra atıldığına tanıktır. 1986 yılına kadar polis, ben dahil hepimizi bu dosyayı takip ettiğimiz için tehdit etti. Sadece bu dosya da değil. Bir bütün olarak ülkeye yaşattığı kabus var. Bir dönemin hesabını sormak için 12 Eylül’e müdahil olmamız gerektiğine inanıyoruz. Bu nedenle ben ve avukatım bu davayı önemsiyoruz” diye konuştu.
Ahmet Cihan, ailelerden sadece kendileri ile Cemil Kırbayır’ın ailesinin başvurusunun kabul edilmesinin “buruk bir sevinç” yarattığını da belirtti, “Diğer başvuruların kabul edilmemesi bir eksiklik. Yüzlerce dosya kabul edilebilirdi” dedi.
Mahkemenin, “eksikliklerin tamamlanması durumunda yeni müdahillik taleplerinin yeniden ele alınabileceği” yönündeki kararının önemli olduğunu söyleyen Ahmet Cihan, “Umarım bu dava sadece AKP’nin insafına ve mahkeme heyetinin niyetine de bırakılmaz” diye konuştu.
‘GEREKEN İLGİ GÖSTERİLMEZSE SONUÇ İYİ OLMAZ’
Davanın sonucunu asıl belirleyecek olanan “sokak ve halk” olduğuna dikkat çeken Ahmet Cihan şöyle konuştu: “İktidarlar sermayeyi temsil ediyor. AKP iktidarı da el değiştirmiş sermayenin temsilcisi. Ayrıca uluslararası bir sermayenin sözcüsü. Elbette bu kirliliği daha fazla sürdürme olanakları kalmadı. Daha da önemlisi, 12 Eylül darbecilerinin yargılanması yönünde kamuoyunun talebi olduğu için, onları yargı önüne getirdi. İktidarın iyi niyetindense bizim nasıl bir sonuç beklediğimiz ve nasıl bir mücadele stratejisi izleyeceğimiz sonucu belirleyecektir. Biz eğer bu davaya müdahil olmazsak, halk gereken müdahilliği göstermezse, o durumda davadan çok fazla bir şey beklememek gerekiyor. Ancak biz müdahiller, demokrasi yaranına, halkın yararına bir sonuç çıkması için, bu davanın takipçisi olacağız. Sadece Milli Güvenlik Konseyi üyeleri değil. 12 Eylül’ün suç ortakları da yargılanmalı. Örneğin Süleyman Cihan dosyasında İstanbul Sıkıyönetim Komutanı, Emniyet 1. ve 2. şube müdürü, adli müşavir, savcı Erdoğan Savaşer, ölmüş olmalarına rağmen emniyet müdürü Şükrü Balcı ve adli tıp yetkilisi Şemsi Göl. Bunların mahkum edilmesi gerekiyor.”
‘İSTANBUL’DA DA SUÇ DUYURUSUNDA BULUNACAĞIZ’
Önümüzdeki hafta İstanbul’da da suç duyurusunda bulunacakların belirterek, “Süleyman Cihan dosyasında iki önemli isim var. Biri, o günlerde ikinci
şube müdürü olan Mehmet Ağar. Diğeri de, Bostancı Karakolu’ndan telefon edilerek çağrılan İbrahim Şahin. Bu ikili daha sonra birçok cinayetin faili olarak yer aldı” diye konuştu.
‘TÜRKİYE HALKIYLA ALAY EDİLİYOR’
Ahmet Cihan, Mehmet Ağar’ın adeta bir devlet töreniyle cezaevine uğurlanmasıyla ilgili olarak da şunları söyledi: “Türkiye halkıyla alay ediliyor. Slogan attığı ya da puşi bağladığı için çocuklarımız, çok kötü şartlarda, F tipi cezaevlerinde tutuluyorlar. Mehmet Ağar ise, ‘Bin operasyon yaptım’, “Tuğlayı çekersem, duvar yıkılır’ diyor. Sanıyorum bu tehditleri para ediyor. Özel cezaevi hazırlanması, korunduğuna ve özel muamele gördüğüne dair bir örnektir. Bir çifte standarttır. Cezaevine yeni korumalar verilmiş. Kimden neyi koruyorlar? Ağar’ın suç ortaklarını ele vermemesi için rahat ettirilmesi söz konusu. Aynı muamele 12 Eylülcüler için de var. Şili diktatörü Pinochet duruşmaya yatağında getirildi. Kenan Evren ise, duruşma günü damadını Erkan Gürvit’i adliyeye gönderip, duruşmanın seyrini öğreniyor, sonra da basına demeç veriyor. Bu nasıl hastalık? Evren ve Şahinkaya da hala korunuyor. GATA bu anlamda tescilli bir kuruluş. Ergenekon operasyonlarında bir dizi insan hastanelerde yatarak zamanını geçirdi. Hala özel muameleler ve çifte standartlar var. Türkiye bu tabloyu hak etmiyor. İktidar da bu çifte standarda göz yumduğu sürece kaybedecektir.”




