İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

İstanbul Yargı Davası

KADIKÖY CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞINA

DAVA AÇILMASINI İSTEYEN : Ahmet CİHAN TC No: 50338731404
Aydın Yuva Sokak No: 16/2. İncirli – Bakırköy – ANKARA
VEKİLLERİ : Avukat Hasan GİRİT (İstanbul Barosu)
Avukat Aydın ERDOĞAN
Adakale Sokak 8/4. Kızılay – ANKARA
Avukat Mihriban KIRDÖK
Avukat Mehmet Ali EREN

MAKTUL : Süleyman CİHAN TC NO: 50344731276, Ağa – Şahsenem oğlu,
05.02.1950 Ovacık doğumlu, Tunceli, Ovacık, Arslandoğmuş Köyü
ŞÜPHELİLER : 1-Necdet Üruğ (Em. Org. İstanbul, 1. Ordu ve SYNT Kom)
2- Durmuş Akşen (Sıkıyönetim Adli Müşaviri Kıd. Hak. Alb).
3- Tayyar Sever (Dönemin İstanbul Emniyet 1. Şube Müdürü)
4- Mehmet Ağar (Dönemin İstanbul Emniyet 2. Şube Müdürü),
5-. Erdoğan Savaşeri (SYNT Savcısı Hak. Yzb),
6-. İbrahim Şahin (Bostancı Em. Başkomiserliğinde görevli Polis M)
Ergenekon Davasından Silivri Cezaevinde tutuklu
7- Bayram KARTAL (Süleyman CİHAN’I işkenceyle öldüren ekipte polis memuru)
8- Mehmet YETİŞ (Süleyman CİHAN’I işkenceyle öldüren ekipte polis memuru)
9-Kimliği saptanacak diğer suç ortakları.
KONUSU : Süleyman CİHAN’IN, 29.07.1981 tarihinde yakalayarak gözaltına aldıktan sonra, işkence ederek öldürüp, sonra intihar görüntüsü veren yukarıda isimleri verilen şüphelilerle suç ortaklarının cezalandırılması için soruşturma açılması istemidir.
ŞİKAYET NEDENLERİ : : 

1. Müvekkil Ahmet CİHAN’ın kardeşi, Süleyman CİHAN (Ek 1, nüfus kayıt tablosu) şüphelilerin düzenlediği belgelere göre, 29.07.1981 tarihinde İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı Askeri Savcılığı tarafından yürütülen bir soruşturma sebebiyle, Edirne’den İstanbul’a giderken, otobüsten indirilerek gözaltına alınmıştır (Ek -2).
2-30.07.1981 tarihinde günü, yer götürmeye götürüldüğü “Kadıköy, Üst Bostancı Yalı Yolu, İpek Bir apartmanının altıncı katından kendisini atarak intihar ettiği” şeklinde tutanak düzenlenmiştir (Ek -3).
3-Kadıköy Cumhuriyet Başsavcılığı “ölümün şüpheli” olması sebebiyle işlemlere başlamış, ancak konunun Sıkıyönetim Askeri Savcılığının görev ve yetkisi kapsamında olduğunu değerlendirerek, evrakı 31.07.1981 tarih 1981/5681 sayılı yazısıyla (Dizi 15) İstanbul Sıkıyönetim Askeri Savcılığına göndermiştir (Ek 4).
4-İstanbul Sıkıyönetim Askeri Savcılığı 15.11.1985 tarih, E: 1981/2505 K: 1985/165 sayılı kararıyla “kovuşturmaya yer olmadığı”na karar vermiştir (Ek 5).
5) KYOK’na Süleyman CİHAN’IN babası Ağa CİHAN, 25.12.1985 tarihinde müşteki sıfatıyla itiraz etmiştir (Ek 6). İtiraz konusunda mütalaası sorulan Askeri Savcı Güner Özer, 8.1.1986 tarihinde, KYOK veren savcının etkin bir soruşturma yapmadığını saptayarak, “ noksan soruşturma sebepleri ile kararın kaldırılması” itirazın kabulü ve KYOK’nın kaldırılması talebinde bulunmuştur (Ek -7).
6) İstanbul SYNT As. Mahkemesi, İstanbul’da SYNT kaldırılmış olduğu için, 15.1.1986 tarihinde yetkisizlik kararı vermiştir (Ek – 8) .
7) İstanbul SYNT As. Savcısı Hâkim Albay Muhteşem SAVAŞAN yetkisizlik kararına 27.1.1986 tarihinde itiraz etmiştir (Ek 9).
8) Bu itiraz Askeri Yargıtay tarafından 7.2.1986 günü reddedilmiştir (Ek 10/1 -10/2).
9) Askeri Savcı Muhteşem Savaşan 20.3.1986 tarihinde dosyadaki durumu özetleyen bir yazıyla 1986/80465 sayılı evrakı Diyarbakır Sıkıyönetim Askeri Mahkemesine göndermiştir (Ek -11).
10) Mahkeme 09.04.1986 tarih ve 1986/131 sayılı kararıyla, itirazı “…noksan kalan veya şüpheli olan bir konu bulunamamıştır.” gerekçesiyle reddetmiştir (Ek -12).
11)Böylece Süleyman Cihan’ın işkenceyle öldürülmesi ve suç delillerini yok etmek için işlenen bir dizi suçun dosyası, şeklen “dönemin hukukuna göre” kapatılmıştır.
12)Soruşturma açılmasını gerektiren nedenler:
Soruşturma dosyasında, Kadıköy Cumhuriyet Savcısının düzenlediği inceleme tutanağı ( adli tıp bulguları, Süleyman Cihan’ı gözaltında gören tanıkların bayanları, olay yeri tanıklarının beyanları, İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı’nın 13.04.2012 tarihli raporu birlikte değerlendirildiğinde, etkin bir soruşturma yapılmadığı,
KYOK kararının suçun kovuşturulmasını önlemek maksadıyla verildiği ve suça iştirak mahiyetinde olduğu; itirazın reddi kararının tamamen hukuksuz olduğu failleri korumak ve yargılanmaktan kurtarmak maksadıyla verildiği anlaşılmaktadır. 
12.1) Süleyman CİHAN’ın; iddia edildiği gibi kendisini atmak suretiyle intihar etmediği, işkence sonucu öldürülüp yüksekten atıldığı ve olaya intihar görüntüsü verilmek istendiği soruşturma dosyasında mevcut Adli Tıp Raporundaki çelişkili tespitlerle sabittir (Ek-13). Şöyle ki;
12.1.1) Otopsi Raporunda Süleyman CİHAN’ın kafatası kemikleri kırılmış olduğu bilgisi mevcut iken beyninin dışarı çıkmadığı belirtilmiştir. Ayrıca “Yerde bir miktar kan görülmüştür.” denilmektedir. Oysa sağ bir kişinin yüksekten düşmesi sonucu ölmesi halinde beyninin dışarı çıkması ve yerde, vücuttaki kanın hızla boşalması sebebiyle, vücuttan hızla boşalan en az 3 litreye yakın kanın oluşturduğu kan gölünün meydana gelmesi gerekmektedir (Ek -14).
12.1.2) Süleyman CİHAN’ın vücudundaki özellikle koltuk altlarındaki ekimozlar Adli Tıp Raporunda açıklanmamıştır. Ayrıca camdan atılmak veya atlamak suretiyle düşmüş ve ölmüş birinin vücudunda cam kesikleri olması ve bu cam kesiklerinin üzerinde kılcal damarların hasar görmesi sonucu kan izlerine rastlanmış olması gerekirken yine raporda kan izinden söz edilmemiştir.
12.1.3) Otopsi raporunda vücuttaki ekimozlar açıklanmadığı gibi maktulün boyun bölgesinde yarım ay biçiminde ekimozlar da izah edilmemiştir. 12 Eylül 1980 Askeri Darbesi sonrası uygulanan “Filistin Askısı” tabir edilen işkence yöntemi uygulanmıştır. Bu işkence vücutta yarım ay biçiminde yara izi bırakmıştır. Dosyada mevcut iddianamede alıntılanan tanık ifadelerinde de benzer uygulamaların, suç tarihi dönemi itibariyle uygulandığı kanıtlanmıştır.
12.1.4) Yine maktulün karaciğerinin patlamamış olması rapordaki bir başka detaydır. Canlı olarak yüksekten atlayan ya da atılan bir insanın hiç kuşkusuz iç organları zarar görecek ve patlayacaktır. Elbette ki bu durum nefes alan, yaşayan bir insan için söz konusu olacaktır. Bu durum da kanıtlamaktadır ki maktul öldürüldükten sonra yüksekten atılmıştır.
12.1.5) Rapordan da anlaşıldığı üzere Süleyman CİHAN, kollukta insanlık dışı muamele, işkence görmüştür. Gözaltında yüzleştirildiği birçok kişi de işkence gördüğünü ve Süleyman CİHAN’ın çok bitkin olduğunu belirtmektedir. Soruşturma esnasında bu durum üzerinde hiç durulmamış olup bitkin bir insan, işkenceden çıkmış, elleri kelepçeli bir insan nasıl atladı, camın yüksekliği ne kadar, sıçrama gücünü nasıl buldu, güvenlik güçlerinin elinden nasıl kurtuldu soruları sorulmamıştır. 
12.1.7) Zabıt Varakasında, Süleyman CİHAN’IN, kendisini attığı iddia edilen pencerenin altında bulunan pencere çıkıntısına çarptığı tespitine yer verilmiştir. Bu tespit başlı başına, kendisinin atlamadığı, ölü veya bitkin durumdaki Süleyman CİHAN’IN getirilip boş dairenin penceresinden atıldığı ve fiile intihar görüntüsü vermek istedikleri anlaşılmaktadır.
13-12 Eylül 1980 Askeri Darbesi suçlarının soruşturulmasının önündeki hukuki engellerin kalkmasından sonra, soruşturma dosyasının örneği Kara Kuvvetleri Komutanlığı Adli Müşavirliğinden istenmiş ve Süleyman CİHAN’IN şüpheli ölümünün üzerindeki perdenin kaldırılması amacıyla, dosya, tutanaklar ve tıbbi bulgu ve raporlarla Ahmet Cihan tarafından İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı başkanlığına sunularak, bilimsel değerlendirme talep edilmiştir. Prof Dr. Şebnem Korur Fincancı tarafından hazırlanan 13.04.2012 tarihli BİLİMSEL MÜTALAADA sonuç olarak aşağıdaki değerlendirme yapılmıştır (Ek – 15).

Bu bilimsel değerlendirmeden, Süleyman CİHAN’IN binanın altıncı katından atılmadan önce işkence edilerek öldürüldüğü, suçun üzerini örtmek maksadıyla soruşturma yürüten Savcı Erdoğan Savaşeri’nin 30.10.1981 tarihli yazısına (Ek – 16), Şemsi Gök imzasıyla Adli Tıp Kurumu adına gönderilen 5 Kasım 1981 tarihli yazının (Ek- 17), suçun üzerinin örtülmesi maksadıyla kaleme alındığı, böylece Şemsi Gök’ün de suça iştirak ettiğinin kanıtı olduğu anlaşılmaktadır.

3.



4.

14-Soruşturma evrakında Süleyman Cihan’ın kimliğiyle ilgili tutarsızlıklar:
Sol bir örgütün yöneticilerinden olduğu iddiasıyla aranan Süleyman Cihan yakalandığı anda kimliği bilinmektedir.
14.1)Soruşturma dosyası Dizi. 75’deki 29.07.1981 (Ek 2) tarihli yakalama ve üst arama tutanağında yakalananın, Süleyman CİHAN olduğu, aynı örgüt mensubu olarak gözaltında bulunan Hıdır AYATA’YA teşhis ettirildiği; Dizi 76’daki (Ek 3) olay yeri tutanağında Süleyman CİHAN olduğu; Dizi 83 – 89’daki evraklardan, İstanbul Emniyet Müdürlüğü 1 ve 2. Şube yazılarından Süleyman CİHAN hakkında yakalandıktan sonra araştırma yapıldığı; Dizi 1 ve 2’de Kadıköy Savcısı M. Nurettin İnan tarafından düzenlenen tutanaklarda, olay yerinde intihar ettiği iddia edilen şahsın Süleyman CİHAN olduğu yazılıdır.
14.2)Süleyman CİHAN’IN kimliği belli olduğu halde, aynı Savcı Nurettin İNAN 30.07.1981 tarihinde düzenlediği “KEŞİF VE ÖLÜ MUAYENE ZABIT VARAKASI”na (Dz- 5), Otopsi için Adli Tıp Morg Şubesine yazdığı otopsi isteyen yazıya (DZ -8) “hüviyeti meçhul olan şahıs”, yazmıştır. 
14.3)İstanbul Mezarlıklar Müdürlüğünün yazısına göre, Süleyman CİHAN Zindanarkası Mezarlığına “kimliği meçhul” olarak defnedilmiştir. Morgun 6.10.1982 tarihli yazısında kimlik Süleyman CİHAN olarak bildirilmiş ve bu şekilde kayıtlara işlenmiştir (Ek 18)
14.4)Süleyman CİHAN’IN kimliği belli olduğu halde ailesine haber verilmemiştir. Ailesinin başvurularına (Ek -19) bir türlü yanıt verilmemiştir. Şikayetçi Ahmet CİHAN bu tarihte tutukludur, kendisine haber verilmemiştir. Devam eden yargılamalarda Süleyman CİHAN’IN arkadaşları akıbetini ısrarla sormuş ancak cevap alınmamıştır.
14.5) İstanbul 2 Nolu Sıkıyönetim Askeri Mahkemesi’nin 1981/593 esas sayılı davasının 21.10.1981 tarihli duruşmasında, sanıkların ısrarlı sorularına rağmen cevap vermeyen savcı, Mahkemenin sorması üzerine, “… kesin olmamakla birlikte Süleyman Cihan olduğunu sandıkları bir şahsın ölü olarak ele geçtiğini tahkikatın devam etmekte olduğunu…” beyan etmiştir (Dz 98, Ek 20). Savcının söylediklerinin gerçeğe uygun olmadığı soruşturma evrakından anlaşılmaktadır. Savcının bu beyanı, faillerle işbirliği içinde olduğunu, suçun üzerini örtmeye çalıştığını kanıtlamaktadır. Çünkü intihar senaryosuna hiç kimse inanmayacaktır. Bu sebeple Savcı, ölü ele geçirmeden söz etmiştir. Halbuki bu tarihte olay aynı savcının elindedir.
14.6)Süleyman CİHAN kimliği belli kişi olarak yakalandığı ve Hıdır AYATA’YA teşhis ettirildiği halde, yakalanması ve ölümü, Sıkıyönetim Komutanlığı ve emrindeki kolluk ve Savcılık tarafından gizlenmiş, kimliği belli olduğu halde kimliği bilinmeyen kişi olarak defnedilmiştir. Süleyman Cihan’ın kimliğinin gizlenmesi, ölümün intihar olmadığını, öldürme sonucu olduğunu, bu dönemde pek çok örneğinde olduğu gibi, öldürme fiilini gizlemek maksadıyla, kimliğinin gizlenmeye çalışıldığı, farklı birimler tarafından yapılan işlemler sebebiyle cesedin ve cinayetin saklanmadığı anlaşılmaktadır. 
15) Düzenlenen belgelerdeki çelişki ve tutarsızlıklar, cinayeti işaret etmektedir:
Düzenlenen evraklarda, belgelerde çok sayıda tutarsızlık ve çelişki vardır. Bu çelişkiler, Süleyman CİHAN’IN öldürüldüğünü kanıtları olarak değerlendirilmektedir. 
15.1)Kadıköy Cm. Savcısı Nurettin İNAN’IN kendisine polisin verdiği bilgi doğrultusunda, 30.7.1981 günü İstanbul Emniyet 2. Şube Müdürlüğüne yazdığı bilgi isteme yazısında, cinayet şüphelisi olarak aranan, sonradan Süleyman CİHAN olduğu öğrenilen şahsın, “1. İpek apartmanının üst katına çıkarak buradaki dairelerden birine girip odanın pencere camını kırmak suretiyle kendini boşluğa atarak” intihar ettiğini yazmıştır (Dz. 13). Bu ifade edişe göre, cinayet şüphelisi Süleyman CİHAN, yer göstermeye getirilmemiş, yakalanmaya çalışılırken, binanın altıncı katına çıkarak intihar etmiştir. Bu beyan sıkıyönetim savcısının beyanıyla da örtüşmektedir.
15.2)İstanbul Emniyet 2. Şube Müdürlüğü tarafından düzenlenen tutanaklardaysa durum tamamen farklıdır. Savcının düzenlediği tutanakta ve tanık beyanından, bahsi geçen 19 numaralı dairede hiç oturulmadığı halde, 2. Şubenin tutanağında, 19 numaradaki boş, hiç oturulmayan ev örgüt evi olarak tarif edilmektedir (Dz 76). Bu durum, polisin sonradan tutanağı düzenlediğini, Süleyman CİHAN’IN cesedini götürüp apartmandan atanlarla, tutanağı düzenleyenlerin aynı şahıslar olmadığını göstermektedir.
15.3)Polisin olay tutanağına göre, olay yerine 9 polis memuru yer gösterme işlemi için gitmiştir. Emniyet yazışmalarına göre, Süleyman CİHAN önemli bir örgüt yöneticisi olarak aranmaktadır, çok sayıda örgüt malzemesinin bulunduğu önemli bir mekana gidilmektedir, ancak çevre emniyeti için sadece 3 polis memuru görevlendirilmektedir, kapısı kırılarak girilen boş evde, eve girenler odalara dağıldığından, boş bırakılan Süleyman CİHAN, elleri kelepçeli olduğu halde kendini aşağıya atmaktadır. Buna karşılık, Savcıya beyanda bulunan Nevin Koz, üç veya dört kişinin apartmandan indiğini ve bir süre apartmanın bahçesinde ağacın altında bekledikten sonra gittiklerini ifade etmektedir ( Dz 3 ve 132).Bu beyandan anlaşıldığına göre, apartmana kalabalık bir polis grubu gelmemiştir.
Polisin, bu kadar önemsediği bir şüpheliyle ilgili ev baskını operasyonunu, az sayıda personelle yürütmesi mümkün değildir.
Bu beyanı yorumlamak gerekirse, tutanağı düzenleyenler, cinayetlerine intihar görünümü vermek için, boş olduğu bilinen bir daire seçmişlerdir, düzenlenen tutanak gerçeğe aykırıdır. Ölü bir şahsı apartmandan aşağı atmak için kalabalık bir grupla gelmeye gerek olmayacağı aşikardır. Ayrıca, kalabalık bir grubun işlenen suç hakkında bilgi sahibi olması, suçun açığa çıkması riskini artıracağı için sakıncalıdır. Tutanağı düzenleyenler, başlarındaki amirleriyle birlikte Süleyman CİHAN’I katledenlerdir.
15.4)Süleyman CİHAN’I, poliste gözaltında tutulduğu sırada gören tanıklar bulunmaktadır. Hasan Hüseyin ÇATALKAYA, Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesinin 2012/3 esas sayılı dosyasına verdiği dilekçesinde, Süleyman CİHAN’A yapılan işkencelere tanık olduğunu, Süleyman CİHAN’IN gözaltındayken, öldürüldüğüne dair haber yayıldığını, ancak bu tarihte sağ olduğunu ifade etmekte ve işkence yapan polis memurlarından Bayram KARTAL VE Mehmet YETİŞ’İ teşhis ettiğini ifade etmiştir (Ek 21).
16-Hukuki değerlendirme:
16.1) Askeri Darbe ve Emrindeki Kurumlar:
Ankara 12 Ağır Ceza Mahkemesinin 2012/3 Esas sayılı dava dosyasında Cunta üyesi Ahmet Kenan Evren ve Ali Tahsin Şahinkaya hakkında, mülga TCK’nun 146’ıncı maddesini ihlal ettikleri suçlamasıyla dava açılmıştır. Ahmet Cihan, Süleyman Cihan’ın işkenceyle öldürülmesi suçu sebebiyle, suçun asli faillerine kanunla ve fiilen güvence veren, azmettirici konumundaki sanıkların da sorumlu olduğunu belirterek katılma talebinde bulunmuş, Mahkeme katılma talebinin kabulüne karar vermiştir (Ek – 22)
16.2)Birinci Ordu ve İstanbul Sıkıyönetim Komutanı, emrindeki askeri savcı, İstanbul emniyet müdürü, soruşturmaları yürüten İstanbul 1 ve 2. şube müdürleri, darbe suçunun icracısı konumundaki en önemli, kilit mevkiindeki görevlilerdir. Bu şahıslar, Süleyman Cihan ve benzer şekilde katledilenlerin öldürülmesinde, emir veren konumundadır. Savcılık makamı ise, yukarıda delilleriyle gösterildiği üzere suçun üzerini kapatmakla görevlidir. Adli Tıp Kurumu, Başkan Şemsi Gök’ün şahsında, adli tıp bulgularını karartmakla görevlidir. Bununla birlikte, her şeye rağmen geride ip uçları bırakmışlardır. Şemsi GÖK’ÜN bu suçların özerinin örtülmesi faaliyeti o ölçüde ilerlemiş ve saklanamaz hale gelmiş tir ki Yargıtay hakkında suç duyurusunda bulunma zorunluluğu duymuştur (Ek 23)
16.3)İstanbul Sıkıyönetim Askeri Savcılığının Süleyman Cihan’ın öldürülmesi fiiliyle ilgili soruşturması, suçu aydınlatma ve failleri yargı önüne çıkarma maksadıyla değil, cinayeti intihar olarak gösterme ve failleri kurtarma maksadıyla yapılmıştır. Soruşturma sırasında Süleyman Cihan’ı apartmana götüren polis memurlarının kim olduğunu Savcılık hiç merak etmemiştir. Beyanlarına başvurmamıştır. Dosyadaki çelişkiler ve tutarsızlıklar üstünde durmamış, Adli Tıp Kurumundan delilleri kararma maksadıyla aldığı, Şemsi Gök imzalı yazıyla dosyayı kapatma yolunu seçmiştir. KYOK kararı veren savcı suç ortağıdır. Savcı dört yıl süreyle bir işlem yapmamış, sonunda KYO kararı vermiştir. 
16.4)KYOK’na yapılan itiraz üzerine, itirazı inceleyen savcılar, soruşturmadaki usulsüzlükleri haklı bulmuşsa da bu sırada İstanbul’da sıkıyönetim kaldırıldığı için, evrak itirazın incelenmesi için Diyarbakır’a gitmiştir.
16.5)Diyarbakır Sıkıyönetim Mahkemesi KYO kararını yerinde bulmuştur. Diyarbakır, 12 Eylül 1980 Askeri darbesinde sonra, soruşturmalarda, mahkeme salonlarında, cezaevlerinde en vahşi, tarihte emsali bulunmayan insanlığa karşı suçların işlendiği yerdir. Mahkemeler burada göstermelik bile değildir. Etkin soruşturma ve adil yargılamanın sözü bile edilemeyen yerdir.
16.6)Bu nedenle, cinayetin failleri ve soruşturma savcısı, KYO kararının Diyarbakır SYNT Askeri Mahkemesince incelenmesini sağlamak için sıkıyönetimin İstanbul’dan kaldırılmasına kadar beklemiştir. Soruşturmayı yapan savcının amiri olan savcı, soruşturmayı usulsüz bulduğu halde, Diyarbakır SYNT As. Mahkemesi, KYO kararını uygun bulmuştur. KYOK da itirazın reddi kararı da YOK HÜKMÜNDEDİR.
16.7) Bu kararlar yok hükmünde olduğu içindir ki CMK’nun 173/6. maddesi uyarınca, mahkemeden karar almaya gerek bulunmamaktadır. Aksinin kabulü, suçun üstünü örtme maksadıyla gerçekleştirilen işlemlere hukuka uygunluk kazandırmak olur.
16.8)Suç, insanlığa karşı işlenmiş suçlardan olduğundan zamanaşımı bulunmamaktadır. Diğer yandan, bu suçun faillerinin yargılanabilmesi için, hukuki bir engel bulunmamasına karşın, bu ve benzer suçları işleyerek güçlenen, Devlet içinde teşkilatlanan ve hesap sorulamaz konuma gelen şüphelilerin suç teşkilatlarının dağıtılması ve etkisiz hale getirilmesi, en azından bu tür soruşturma ve kovuşturmaların yapılacağı bir ülke ortamına ihtiyaç vardı. İşte bu sebeple, insanlığa karşı suçun yargılaması, ancak yargılamanın yapılabileceği koşulların oluşması halinde yapılabileceğinden, bu suçlar için zamanaşımı işlemez.
17)Şüphelilerin suçla ilişkisi ve sorumluluğu :
17.1)Necdet Üruğ (Em. Org. İstanbul, 1. Ordu ve SYNT Kom) :
Dönemin sıkıyönetim komutanı olan şüpheli, tüm yakalamalardan bilgi sahibidir. Bu dönemde, askeri Cuntanın istenmeyenleri öldürme – yok etme – göz altında kaybetme politikasının birinci derecede icracısıdır. Necdet Üruğ katılmasa, uygun görmese, azmettirmese, korumasa emir ve komutası altındaki personelin bu suçları işlemesi mümkün değildir. Bu nedenle suçun işlenmesine azmettiren olarak katılmıştır, sorumluluğu bulunmaktadır. 
17.2) Durmuş Akşen (Sıkıyönetim Adli Müşaviri Kıd. Hak. Alb):
Dönemin Sıkıyönetim Adli Müşaviridir. Tüm yakalamalardan haberdardır. Kimlerin hangi sebeple yakalanması gerektiğini bilmektedir. yok etme operasyonlarından haberdardır. Suç işleyen kolluk görevlileri hakkında kovuşturma yapılmasını önlemekle görevlidir. Suç işleyenleri koruduğu için sorumludur.
17.3) Tayyar Sever (Dönemin İstanbul Emniyet 1. Şube Müdürü):
Siyasi nedenlerle yürütülen soruşturmaları İstanbul Emniyet müdürlüğünde yürüten şubenin başındadır. Bütün operasyonlara doğrudan katılmıştır. İşkenceler bu şubede yapılmıştır. Süleyman Cihan’ın yakalanmasında, işkence yapılmasında, öldürülmesinde, soruşturmanın önlenmesinde ve sonuçsuz bırakılmasında her aşamada rol almıştır.
17.4)Mehmet Ağar (Dönemin İstanbul Emniyet 2. Şube Müdürü):
Süleyman CİHAN’IN yakalanması ve öldürülmesinde dorudan görev almıştır. Bu dönemde İstanbul Emniyet Müdürlüğü Birinci ve İkinci Şubeleri birlikte çalışmıştır. Süleyman CİHAN, Mehmet AĞAR tarafından yakalanmış, gözaltına alınmış, başında bulunduğu işkence ekibi tarafından katledilmiştir. Cinayete intihar görünümü verilmiş, soruşturmanın kapatılması temin edilmiştir. Mehmet AĞAR bu dönemde işlediği bu tür suçların ödülü olarak hızla görevinde yükseltilmiştir. Oluşturduğu silahlı çete nedeniyle, aldığı cezayı çekmektedir.
17.5) Erdoğan Savaşeri (SYNT Savcısı Hak. Yzb)
Soruşturmayı yürüten ve karartan savcıdır. Süleyman CİHAN’I öldürenlerle manevi iştirak halindedir. Soruşturmayı sürüncemede bırakmış ve sonunda KYOK vermiştir. Hazırladığı KYOK, öldürme fiilini soruşturan bir belge değil, Süleyman Cihan’ın öldürülmesinin haklı olduğuna mahkemeyi ikna etmeye çalışan sanık savunması gibidir.
Soruşturma devam ederken, Ağa CİHAN’IN vekili Avukat Hasan Girit ve Avukat Ahmet KIRIM’IN 3.11.1981 tarihli (Ek 24) dilekçesine verdiği 1.4.21982 tarihi cevapta (Ek 25), Kadıköy Savcısı Nurettin İnan ve Bostancı Karakolunda görevli polis memurlarının beyanlarına başvuracağını bildirdiği halde bu işlemi yapmamıştır. Mağdur tarafın gösterdiği tanıkları dinlememiştir. Erdoğan SAVAŞERİ, Süleyman CİHAN’IN öldürülmesi kararının alınmasına katılmış, sonra da soruşturmayı karartmıştır. Asli faillerle birlikte sorumludur.
17.6) İbrahim Şahin (Bostancı Em. Başkomiserliğinde görevli Polis M):
İbrahim Şahin, Süleyman Cihan’ın cesedinin aparmandan atıldığı yerin bağlı olduğu Bostancı Karakolunda polis memurudur. Cinayete, intihar görünümü verilmesi için seçilen yer, suçun üzerinin örtülmesini sağlamada yardımcı olacağı için özellikle seçilmiştir. Suç delillerini kararmada yardımcı olarak suça katılmıştır.
17.7)Bayram KARTAL – Mehmet YETİŞ:
Süleymen CİHAN’I işkenceyle öldüren ekipte, filen suçu gerçekleştirenlerdir.
17.8)Kimliği saptanacak diğer suç ortakları:
Süleyman CİHAN’IN yakalanmasında, işkenceyle öldürülmesinde, suç delillerini yok etmek için görev alan polis memurlarının bir kısmının tutanaklarda imzası bulunmaktadır. İmzası bulunsun bulunmasın suça katılanlar Devletin polis teşkilatında görevlidir. Soruşturma sırasında kimliği tespit edilecek faillerin belirlenmesi ve cezalandırılması için haklarına kovuşturma açılmasına karar verilmesi gerekmektedir.

SUÇ DELİLLERİ: 1- Kara Kuvvetleri Komutanlığı arşivinde bulunan 1. Ordu ve Sıkıyönetim Komutanlığı Selimiye Askeri Savcılığı’nın E: 1981/2505, K: 1985/165 sayılı soruşturma dosyası,
2- Süleyman Cihan’ın yakalanmasından sonra, İstanbul Emniyet Müdürlüğüyle İstanbul 1. Ordu ve Sıkıyönetim Komutanlığı ile İstanbul Sıkıyönetim Askeri savcılığı arasındaki yazışmalar.
3- Suçtan zarar gören Müvekkil Ahmet CİHAN’ın kardeşi Süleyman CİHAN’ın gözaltında olduğunu, gözaltındayken işkence gördüğünü anlatımlarıyla kanıtlayacak tanıklarımız:
3.1. Hasan KAYSOYDU- Kaptanpaşa Mah. BİLAŞ C Blok, Kat: 7, Daire: 69 Okmeydanı/ Şişli/ İSTANBUL
3.2. Mehmet Ali KANKOTAN- Denizköşkler Mah. Ataman Sok. Coşkun Apt. No: 19/6 Avcılar/ İSTANBUL
3.3. Metin YILMAZ- Denizciler Cad. No: 168/1 Derince/ KOCAELİ
3.4)Hasan Hüseyin ÇATALKAYA
4- 1981/593 esasında 21.10.1981 tarihli duruşmada bulunan tanıklarımız:
4.1. İbrahim ÜNAL- Bağdat Cad. Mehmet Reis Sok. No: 3/3 Küçükyalı/ Maltepe/ İSTANBUL
4.2. Hasan ERKUL- Bağdat Cad. Mehmet Reis Sok. No: 3/3 Küçükyalı/ Maltepe/ İSTANBUL
4.3. Necati KINALI- Cumhuriyet Cad. Pelin Sok. No: 26, Kartal/ İSTANBUL
6- Dosya kapsamındaki diğer deliller.
SONUÇ VE İSTEM:
Açıkladığımız nedenlerle, Süleyman CİHAN’I, işkence ederek öldürerek insanlığa karşı suç işleyen, suçun işlenmesine azmettiren, karar veren, suçun ortaya çıkmasını önlemek için delilleri karartan, kovuşturmayı önleyen yukarıda isimlerini ve fiillerini tarif ettiğimiz şüphelilerle, soruşturma sırasında kimliği saptanacak şüpheliler hakkında soruşturma yapılarak kamu davası açılmasını talep ederiz. Saygılarımızla. 07.06.2012


Avukat Aydın ERDOĞAN Avukat Mihriban KIRDÖK Avukat Mehmet Ali EREN

Paylaş