Rüzgâr ve gül iklimi
hayır, görmedik duymadık bilmedik demeyin sakın
yalan olur, hepimizindi o sürmanşet ölüm günleri
ve rüzgâr,
bu rüzgâr ölüm dağıtırken ülkenize, kül ve kan
ölürken görmediniz beni kimsesiz gömülürken
arayın beni, zindankapı bilmediğiniz yer değil
kanlı cesedini yitirmiş mezar olmasın kalbimiz
yarıgece enselerinde namlularla götürülenler
sokağınızdan değiller miydi kentinizden sizin
duymadık mı onca kan sesini onca ölü ülkeniz
yalan olur,
görmedik duymadık bilmedik demeyin sakın
bu ülke bir uçtan bir uca eylül’ken ve rüzgâr
sizin de ölümünüzdü bu, yaşamak değil artık
akmazsa hükümsüzdür ırmak tarihsizdir ömür
sever mi “görmeyen konuşmayan düşünmeyen
hayat”*
sizdiniz ve ayıplamak değil bu, sadece sormak
beyni kaldırıma dökülen cihan nasıl öldü o can
şunca yıl bir kelebek niye konmadı saçınıza
ayıplamak düşmez bana ki, sormalı sizden
bir de siz anlatın dinlerim ve açıklayın nasıl
“tam kurşuna dizilirken kurtarılsın partizan”*
…
gelir gün değişir rüzgâr ülkem olur gül iklimi
sahipleri tarih yazan gül yürekler iner dağdan
*Nâzım Hikmet
Bursa Özel Tip Cezaevi, 1986
Rüzgâr ve Gül İklimi, s.24-25, Piya Kitaplığı
susmuyorsun
I.
yoktun.. aradım seni, ayaklanmanın gülüşü yoktu
yokluk duydum kalabalıktan ki yoktun aralarında
ve aradım seni, çığlıklara sorup dağlara çıktım
ateşti adın yakıyordu akşamı yangın newrozdu
döndüm eve fotoğrafını yaktığın yerde soluyordu
küller.. küller..
sen yoktun.. kirleniyordu ırmak çoğalıyordu gece
bir volkandı, dağlıyordu göğsümü son sözlerin
teslim alamazlar beni diyordun, yaylımateştin
kavgayı taçlandıran ömrün teslim olmuyordu
susuyordu gün katildi eylül ve kalbimdi yanıyordu
küller.. küller..
III.
bu, ülkem dedin, dağlarım.. bu da nabzım işte
giderken bu türküyü bıraktın söylensin diye
dağıttın yeryüzüne o ateşkessiz direnmeni
düştün günlüğünü göğsümüzün sol yanına
bir ömür gülümsettiğin yüze ölüm mü düşer
başkaldırdın ve aşkın künyesine yazdın seni
şakağında ince bir sızıntı, sesin eflatun
düş rengi türkülerde solmuş dudakların
ihtilal gülüşü çocuklar taşıyor kimliğini
katılıp şafağına kavgaların, susmuyorsun
sevmek en iyi şimdi.. döğüşmek yine şimdi
sol yanı göğsümüzün bir daha unutmaz seni
Bursa E Tipi Cezaevi, 1985
Rüzgâr ve Gül İklimi, s.10-11, Piya Kitaplığı
I.
gulbanga theyr u thüran de
vanê homet bi şiya to
vanê halet bo
zılm u zılmetê dina de
vadê ma bi muzıran de
mare suredar bi
ma re serdar
II.
camatê dewresan de
vane qesa tu goynenê
vanê suret bo
zê qewlê isanê khani
surê zerrê weşiyê
thamê albaziyê
ma re serdar
guciga’08i, e’dam
Suredar, Sur Kitap, s.77
gümüşî sözler
e.
gümüşî sözlerle zaman söyler bunları
sular mecrasını dağ gölgesini yitirdi
yitik düşler ağırlıyor uçurum rüzgârı
a.
zaman da söylenir artık, dinle
dağları duy suları izle ağacı gör
sisler ardında solan o yüzleri de
otuzsekiz’de saan olup bılges’te
tılsımı cihan’a armağan eder gibi
c.
ki biricik yurdu insanın
dağıymış, meğer
hayat insanla kirlenirmiş
anılar, yok sandıkça
ğ.
matem çiçekleri ile solan aşkî suretler
kül sanılsa da şimdi yitik düşler ateşi
kuş olur her an yakışır vacuğe göğüne
mercan’a verir sırtını dağı olur bılges’in
haziran olur vacuğe, hatırat bahçesine gül
zaman söyler gibi o gümüşî sesiyle, öyle..
Yaz’06, Ovacık/ Dersim
Taşa Hatıra, s.62, Sur Kitap
Mehmet Çetin


